MyStoryMyStory
SENDEN İBARET

SENDEN İBARET

Romantik Dram

56 okunma10 bölüm · ~2 saat🌹 Romantik

Unutmanın imkansız, vazgeçmenin mümkün olmadığı bir aşk hikayesi

Bir zamanlar deli gibi âşıktılar birbirlerine. Sonra Nefise ansızın gitti. Gökalp’in kalbinde derin bir acı bırakarak… Aradan aylar geçmişti. Nefise, şehrin en bilinen damatlık mağazasında çalışmaya başladı. Ve bir gün kapıdan o girdi. Gökalp… Çocukluk aşkı, Eski sevgilisi, eski her şeyi. Bu sarsıcı tesadüfle her ikisinin de kalbi tekledi. Canları yandı ama birbirlerini tanımıyorlarmış gibi davrandılar. Nefise titreyen elleriyle canı acıya acıya Gökalp’in damatlığını giydirdi, papyonunu takmaya başladı. O tanıdık koku burnuna dolduğu anda dizleri boşandı, nefesini tuttu. Zaman durdu. Parmakları papyonun ipeğinde dolaşırken, bir zamanlar sarıldığı boynu, öptüğü dudakları hatırladı. Ama yasaktı Gökalp ona. Bu son karşılaşma her ikisinin de kabuk tutmayan yaralarını kanatsa da bilmedikleri bir şey vardı. Bu karşılaşma sadece bir tesadüf değildi. Kaderin oynadığı oyunun son perdesiydi ve Nefise’nin sakladığı sırlar ortaya saçılmak için harekete geçmişti.

#aşk#ayrılık#gençkurgu#tutku#romantizm

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 10 bölüm

1. Bölüm

KABUK TUTMAYAN YARALAR

On gün önce çalışmaya başladığı erkek giyim mağazası, Nefise’nin ilk iş deneyimiydi. Öğrencilik yıllarından sonra hayal ettiği böyle bir iş değildi belki ama çalışmak, kendi alanında iş buluncaya kadar dayanmak zorundaydı. Hayatının en zor zamanlarını yaşadığı günlerde iş beğenmeme gibi bir lüksü yoktu çünkü. İşe, paraya ihtiyacı vardı.

Akşam 17.30 olduğunda, reyon şefinden mola yapmak için izin alarak üst kata çıkan merdivenlere yöneldi. Ayakları öyle şişmişti ki basamakları tırmanırken her adım attığında sızlayan ayak tabanlarını yok sayamıyordu. Mağaza personelinin hem yemekhane olarak kullandığı hem de dinlendiği kafeterya girişine geldiğinde içeriye göz attı. Akşam saatleri olduğu için fazla kalabalık değildi. Molalarını kullanan birkaç çalışma arkadaşına başıyla selam verip yorgun bedenini sürükler gibi suyunu aldı, hemen sonra ilk gördüğü koltuğa kendini bıraktı. O an anladı ki sadece ayakları değil, yorgunluktan bütün bedeni sızlıyordu. Oturduğu koltukta spor ayakkabısının topukları üzerine basarak ayakuçlarını havaya kaldırdı. Bir an önce çalışma şartlarına alışmalıydı ama nasıl? İşsizlik oranının günden güne arttığı bir dönemde kazanç sağlayacak bir iş bulmasına elbette şükrediyordu ancak iç mimarlık için dört yıl dirsek çürüttükten sonra hak ettiğinin bu olmadığını düşünüyordu. Çalıştığı işi katiyen küçümsemiyordu. Alın teriyle kazanılan her iş, onun için kutsaldı ama kendi mesleğini yapmak istiyordu. Sırtını geriye yaslayarak kısa bir süre gözlerini dinlendirmesinin ardından cep telefonundan evini aradı. Görüştüğü kız kardeşi her şeyin yolunda olduğunu söyleyince telefonu kapatıp rahat bir nefes aldı.

“AVM mağazalarının zorluğu bu işte. Hafta sonları kalabalık bir türlü eksilmiyor. Akşama kadar boş boş gezen gereksiz insanlarla uğraşıyoruz”

Yönünü yan tarafından gelen sesin sahibine çevirdi. Mert, otuzlu yaşlarda genç bir adamdı. Tebessüm etmeye çalışarak “Her işin bir zorluğu var.” dedi.

Nefise’nin cevabından sonra Mert kafeden alıp getirdiği karton bardaktaki kahveyi uzattı “İçer misin?” diye sordu.

Nefise “Teşekkür ederim ama kafeinle aram pek iyi değil” diyerek kibarca reddetti ama konuşmak isteyen Mert yanına oturarak sohbet etmeye çalıştı. “Nasıl, alışabildin mi mağazaya?”

Nefise gelen sorulardan rahatsız olmaya başladı. Adamın bakışlarından da haz etmiyordu zaten. Belki sadece konuşmayı seviyordu, art niyet beslemiyordu fakat bu yine de huzursuz olmasına engel değildi. “Alıştım.” dedikten sonra onunla ilgilenmediğini göstermek adına telefonunu açtı, iş başvurusu yaptığı şirketlerden dönüş olup olmadığını görmek için e-mail adresine girdi. Tabii Mert vazgeçmedi “Bu ilk işin mi?” diye sordu.

Nefise onu kırmak istemiyordu ama az daha konuşursa çığlık atabilirdi. Kendini sakin olma konusunda zorlarken bu sefer rahatsız olduğunu gizlemedi. Gözlerini devirerek “Evet.” dedi.

“Düğün sezonu açıldı artık. Satışlar damat reyonunda bizimkinden daha iyi olmalı.”

Mert’in son söylediklerinin ardından tam patlayacaktı ki kafeteryada çalışan görevlinin sesini duydu “Nefise hanım sizi aşağıdan çağırıyorlar”

İçinden “Çok şükür.” dedi. Başka zaman olsa dinlenme saatine müdahale edildiği için söylenebilirdi. Ama o an için reyona çağrılması sayesinde yanındaki adamdan kurtulmuştu. Bozulan sinirleri yüzünden bacaklarının ağrısını unutarak ayağa kalktı.

“Eğer Emin çok zorlarsa seni bizim reyona aldırabilirim”

Nefise arkasından gelen teklife öfkelendiği halde Mert'le muhatap olmak istemedi. Koşuşturarak lavaboya gitti. Reyona inmeden kendine gelmek için ellerini ıslatıp boynuna, ensesine sürdü. At kuyruğu yaptığı uzun koyu kahverengi saçlarını düzelttiği esnada, beyaz gömleğinin düğmelerini fark etti. İri göğüsleri yüzünden düğmeler neredeyse iliklerinden çıkmak üzereydiler. Siyah etek, beyaz gömlek olan formasının yeleğini ilikledi. Böylece gömleğinin düğmeleri arasından görünen beyaz atleti kapanmıştı. Laf duymamak için hızlı adımlarla çalıştığı damat reyonuna indi. Onu uzaktan gören şefi eliyle acele etmesini işaret etti.

Nefise “Geldim Emin Bey.” dedi.

Reyon şefi müşterilerinin olduğunu söylerken iki metre kadar önlerinde duran kabin açıldı. İçinden üzerinde damatlık olan genç bir adam çıktı. Koyu kumral saçları, beyaz teni, yeşile çalan ela renk gözleri ile öylesine yakışıklıydı ki… Bir an için zamanın durduğunu hissetti. Şaşırdı. Dondu kaldı. Bütün dünya adamın varlığıyla soldu, bir tek ikisi siyah beyazlar arasında renkli kaldılar. Onu gören müşteri de Nefise'den farklı değildi. Bu karşılaşma onu da çok etkilemişti. İkisi arasındaki elektriğin farkında olmayan reyon şefi, damat adayına yaklaşıp “Üzerinize çok güzel oturmuş.” dedi. “Eğer içinde rahatsız değilseniz kuşak, papyon ve ceketle tamamlayalım; bir bütün olarak bakın?”

Genç adam konuşmadan başıyla onayladığında reyon şefi ne duruyorsun der gibi Nefise’ye baktı. “Kuşağı takar mısın?” Eli ayağı boşalan Nefise kanı çekilen beyaz teniyle askıda bulunan kuşağı aldı. İçinden Allah'tan dayanma gücü dileyerek müşterinin yanına gitti, önünde durdu. Hayatının en zor anlarından bir başkasını yaşıyordu. Bu anı yaşamaktansa ölmüş olmayı isteyecek kadar canı acıyordu. Onun gelişiyle damat adayı, kuşağı takabilsin diye kollarını duygusuzca iki yana kaldırdı.

Reyon şefi müşterisine mevsimin bahar olmasından dolayı siyah beyaz smokin önerirken, genç adam önünde duran kıza bakarak sert bir üslupla siyahı özellikle tercih ettiğini söyledi. Adamın ses tonu, vücudundan yayılan ısısı, kokusu yüzünden Nefise her an yere kapaklanabilirdi. Ateş gibi yanan tenine tezat olarak, ayaz bir gecede dışarıda çıplak kalmışçasına üşüyordu. Buna rağmen işini yapmak için kendini zorladı. Sorumluluklarını hatırladı. Adamın varlığı ile alt üst olduğu hâlde, kuşağı beline şefinin öğrettiği gibi sarıp hızla geri çekildi. Fakat unuttuğu bir şey kalmıştı. Reyon şefinin “Papyon.” demesiyle papyonu getirdi. Verdiği servis işten çok ıstıraba dönüşsede normal görünmeye çabaladı. Yutkunarak müşterinin önünde ayak parmakları ucunda yükseldi. Neredeyse ağlamak üzere olan gözlerine inat işini yaptı. Yüzüne bakan adamla göz göze gelmekten kaçınarak papyonu yakasına taktı. Nefise, tekrar geri çekilirken reyon şefi smokinin ceketini getirip müşteriye giydirdi. “Tamam olduğumuza göre boy aynasında bir bakalım”

Müşteri boy aynasına ilerleyip aynadan damatlığın üzerinde nasıl durduğuna bakarken, arkasında kalan Nefise'yi gördü. Başını önüne eğmiş yere bakıyordu. En küçük duygu belirtisi göstermeyen yüz ifadesi ve ses tonuyla “Bunu alıyorum.” dedi.

Reyon şefi unuttuğu son aksesuarı ceketin göğsündeki cebe iliştirirken Nefise’ye seslendi. “Pantolonun paça boyunu alır mısın?”

Genç kadın iğneyi alıp müşterinin önünde eğildi. Ona tepeden bakan adamın kıpırtısız duruşuyla can çekiştiğini hissetti. Tercihleri yüzünden sanki mahşeri dünyada yaşıyordu. Titreyen elleriyle paçayı içine büküp iğneyi batıracağı sırada reyona gelen başka birinin sesini duydu “Gökalp! Damatlık çok yakışmış. Oğlum seni böyle görünce bak bir tuhaf oldum. Abi harbi harbi evleniyorsun ha!”

“Sözde bana yardım etmek için gelmiştin ama görüyorum ki kendin için alışveriş yapmışsın”

Nefise arkasından gelen sesin sahibini tanıyordu. Gökalp ile konuşan Metin'di. Onun kendisini fark etmesinden çekinerek başını iyice önünü eğdiğinde yeleğinin düğmesi açıldı. O an fark etti, beyaz gömleğinde, göğüs uçlarının geldiği noktalar ıslanmıştı. Göğüslerinin sızlamasından başına bunun gelebileceğini tahmin etmişti ancak reyon şefinin çağrısı yüzünden göğüs pedlerini değiştirmeyi unutmuştu. Çaktırmadan yeleğini ilikleyerek gömleğinin önünü kapattı. Bir an önce paça boyunu almalıydı. İğneyi büktüğü kumaşın üzerine saplarken eline battı. Onun acıyla elini çektiğini gören Gökalp endişeyle Nefise gibi diz çökerek iğnenin battığı eline dokundu “İyi misin?” dedi.

Gökalp’in ilgili davranışı yüzünden neredeyse kendini olduğu yere bırakıp küçük bir çocuk gibi ağlayacaktı. Dolan gözleriyle başını sallayarak iyi olduğunu belirtti.

Onlara bakan Metin “Nefise!” dedi. “Sen?”

Gökalp ve Nefise birlikte ayağa kalktıklarında reyon şefi cebinden çıkarttığı peçeteyi, parmağındaki kanı silmesi için uzattı. Merakını gidermek için “Tanışıyorsunuz galiba.” demeyi de ihmal etmedi. Zaten müşteriyi gördüğü anda Nefise’nin donuklaşmasından bir tuhaflık olduğunu sezmişti.

Metin, şefe ciddileşen suratıyla cevap verdi “Üniversiteden arkadaşız.” dedikten sonra bakışlarını Nefise’ye yöneltti. “Seni burada görmeyi beklemiyordum. Nasılsın?”

Nefise daha cevap vermeden Gökalp bulunduğu ortamdan rahatsız olarak “Metin!” dedi. “Üzerimi değiştireyim çıkalım. Daha ayakkabı alacağız”

Metin sustu, ama bu sessizlik Gökalp üzerini değiştirmek için kabine girinceye kadar sürdü. Hazır, reyon şefi de gelen başka bir müşteriyle konuşurken Nefise’nin yanına sokulup kısık sesle konuştu. “Bu hale geldiğinize, ona kendi ellerinle damatlık giydirdiğine gerçekten inanamıyorum.”

Bölümler