MyStoryBölüm 5 / 10

Bölüm 5 / 10

ÖZLEDİM

Akşam iş çıkışı spor salonuna giden Gökalp'in aklında sadece Nefise ve ona olan öfkesi vardı. Tam kendini toparlamaya başlamışken, yokluğuna alışmışken bir anda karşısına çıkmasıyla tepetaklak olmuştu. Özellikle de ofisinde söyledikleri aklına geldikçe çıldırıyordu.

Isınma hareketlerinden sonra onu çalıştıran hocayla ringe çıktığında bir türlü konsantre olamıyordu. Başkasına âşık oldum demişti. Hayatına başka birisi girmişti. O; günlerce, hatta haftalarca her yerde Nefise'yi ararken meğer Nefise başka bir adamla gününü gün etmişti. O başka adam da ona kendisi gibi dokunmuş muydu? Öpmüş müydü? Nefise'yi başka bir adamla düşünen genç adam öfkeli yumruklarını farkında olmadan hocasına arka arkaya vurmaya başladı.

“Gökalp! Oğlum kendinde misin?”

Boks maçı yapmadıklarını hatırlatan hoca “Sadece antrenman.” dediğinde Gökalp irkilerek kendine geldi. “Kusura bakmayın hocam, kaptırdım kendimi.”

Hoca önemli olmadığını söyleyip elini omzuna hafifçe vurdu “Bugünlük bu kadar yeter. Yarın devam ederiz” dedi.

Gökalp, eldivenlerini çıkartıp ringden indiğinde salona yeni giren Metin merakla “Az daha adamı öldürecektin. Ne oldu da delirdin sen?” diyerek neyi olduğunu sordu.

Metin'e konuşmak istemediğini belirtir şekilde önemli bir şey olmadığını söyledi. “Müsaadenle bir duş alayım.” Dedikten sonra arkadaşının yanından uzaklaştı.

Metin, salondan çıkına dek arkadaşının arkasından baktı. Agresif tavırlarının kaynağının Nefise olduğunu tahmin etmesi zor değildi. Tam evlenecekken karşılaşmaları hiç iyi olmamıştı. Tekrar başa sarmışlardı.

Birlikte spor salonundan çıktıklarında Metin onu yeni keşfettiği salaş bir balıkçıya götürdü. Ortam sakindi. Masaların yarısı neredeyse boştu. Birlikte mekanın teras katına ilerlerken duyduğu şarkının sözleri sebebiyle Gökalp sinirden dişlerini sıktı. “En güzel günlerini, demek bensiz yaşadın” diyordu Müzeyyen Senar. Olduğu yerde durdu. Bütün evren öfkesini körüklemek için işbirliği yapıyordu adeta. Aklından garsona müziği kapatmasını söylemek geçti ancak dolu masalardan birindeki grup şarkıya eşlik ediyordu. Şansına küfrederek düşüncesinden vazgeçti, önünden yürüyen Metinin arkasından ilerledi.

İki arkadaş içki siparişlerini verdiklerinde Metin daha fazla sabredemedi. İçini dökmesi için tekrar “Anlat.” dedi. “Geçti demekle geçmiyor, öyle değil mi?”

Gökalp büyük bir günah işlemiş de utanırmış gibi arkadaşının yüzüne bakamadı.

Avuçlarını yüzüne kapatıp başını sağa sola çevirerek itiraf etti. “Bugün onu gördüm, Nefise'yi”

Metin, Gökalp'in söylediği şeyle şaşırarak elindeki kadehi bıraktı. Gökalp'in Nefise'yi gördüğü için gergin olduğunu düşünmesine rağmen, tekrar onu görmeye gideceğini beklemiyordu. Sesine yansıyan şaşkınlıkla, kızgınlıkla “Mağazaya mı gittin?” diye sormaktan kendini alamadı “Bunu nasıl yaparsın Gökalp! Tamam anlıyorum seni, unuttum demekle silinmiyor ama Meltem ne olacak oğlum?”

Gökalp ellerini yüzünden indirdiğinde gözleri kızarmıştı. Kirpiklerini kırpsa her an gözünden damlalar akabilirdi. Onun karanlık, çıkmaz bir yola girdiğini anlayan Metin şaşkınlıktan dikleşen bedenini gevşeterek geriye bıraktı. İçi sızladı haline. Söyleyecek bir şey bulamadı. Bildiği tek şey Gökalp’in yerinde olmak istemediğiydi. Sesini yumuşatarak “Aşırı tepki verdim, kusura bakma kardeşim” dedi.

Gökalp kısa bir süre düşünüp Metine haklı olduğunu söyledi. Meltem konusunda düşüncesinin net olduğunun, evlenmekten vazgeçmeye niyetli olmadığının altını çizdikten sonra olanları anlattı. Nefise’yi görmeye gitmediğini, aksine onun damatlık için ofisine geldiğini söyledi. Başka birine âşık olduğunu söylediği kısma gelince yine sinirle dişlerini sıktı. Sustu. İçindeki âşık adam bir yerleri yakıp yıkmak, âşık olduğu adamı bulup bütün hıncını ondan almak istiyordu. Kalbi ise sevdiği kadının dudaklarından çıkan başkasına âşık oldum cümlesiyle her seferinde biraz daha kırılıyordu.

Gökalp’in sessizliğiyle Metin'in “Delirdin mi oğlum sen! Olmuş bitmiş. Kızı ayağına getirmek de ne demek?” diyerek arkadaşının yaptığını onaylamadığını belli etti. Hatta daha da ileriye giderek “Rahatladın mı bari!” diye sordu.

Metin kızınca Gökalp sesini yükselterek karşılık verdi. “Bunu bana sen mi söylüyorsun?” dedi. “Neler yaşadığımı, aptalca bir sesli mesajla ne hale geldiğimi bildiğin hâlde gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Ayrıca çok merak ediyorsan söyleyeyim kardeşim. Rahatlamadım”

“Tamam abi haklısın sinirlenmekte. Ama senin yaptığında ne bileyim…”

Metin cümlesini tamamlayamadığında Gökalp, en sert yüz ifadesini takınarak bilmediği şeyler olduğunu söyledi. “Bana, başka birisine âşık olduğunu itiraf etti lan. Gözümün içine baka baka başka biri için terk ettiğini söyledi”

Metin, en büyük şoku şimdi yaşamıştı. Nefise’nin bir anda Gökalp'i terk etmesinin altında yatan nedeni hep düşünmüştü. Fakat onca düşüncenin arasında başka bir erkekle birlikte olabilmesi seçeneklerin arasına hiç girmemişti. Gökalp'e bakarak emin olup olmadığını sordu. “Sakın yanlış anlamış falan olmayasın?”

Bu soruyla Gökalp daha çok öfkelendi “Ya kardeşim beni dinlemiyor musun?

Sana ne dediğimi duymadın mı? Kız, gitmiş başkasını bulmuş. Başkasını tercih etmiş bunda anlamayacak ne var?”

Metin, tekrar bu konuda emin olmadığını ifade etti. Başka birisine bu kadar kolay âşık olmasının inandırıcı gelmediğini söyledi “Lan oğlum Nefise mezun olur olmaz durumu ailelerinize anlatmayacak mıydınız siz? Bu kız bir ömür seninle birlikte olmaya evet demedi mi?” Düşündüklerini arkadaşına aktardı.

Gökalp, garsonun masaya bıraktığı rakıdan büyük bir yudum alıp sertçe geri bıraktı “Ben bunları düşünmedim mi sanıyorsun? En iyi sen biliyorsun, her anımda yanımda sen vardın. Haftalarca onu aradım. Buradan Adana'ya kadar gittim ama ailesinin yanında da yoktu. Hatta nerede olduğundan hiçbirinin haberi yoktu. Peki, nereye gider bu kız, dedim. Aklıma türlü türlü şey geldi. Bilmediğim bir şeye mi bulaştı, başına bir iş mi geldi diye kafayı yedim. Ama hiçbir şekilde ona ulaşamadım. Bizden o kadar kolay vazgeçmişti ki tercih ettiği şey her neyse ya da her kimse o uğurda mezuniyetine bile gelmedi. Bütün bunları benimle birlikte sen de yaşadın, şahit oldun hatırlamıyor musun? Şimdi bana kalkıp da yanlış anlamış olabileceğimi söyleyip durma sakın!”

Metin, Gökalp'in ne derece üzüldüğünü, nasıl öfkeyle dolduğunu, ne kadar kırıldığın görse bile merakına yenik düşerek aklından geçirdiği soruyu sordu.

“Hala Nefise'ye aşıkken Meltem'le bu evliliği yürütebilecek misin? Emin misin? Sonra kızı üzme.”

Gökalp, gözlerini Metin'in gözlerinin içine dikerek “Ne aşkından bahsediyorsun sen?” dedi. “Aşk mı kaldı sanıyorsun! Nefise beni terk ettiği gün, hatta çok daha öncesinde başkasını bulduğunda bitmişiz biz de ben farkına varamamışım meğer. Ha Meltem'e gelince, birisi ile yaşamak için illa ki ona âşık olmak gerekmiyor. Hem Arkadaşımızın kız kardeşi, nasıl üzerim”

Metin, Gökalp'in gözlerinden Meltem için dürüst konuştuğunu fakat Nefise konusunda yalan söylediğini anlıyordu. Karşılıklı içki kadehlerini kaldırırken “Haddimi aştığımı düşünmezsen “Sana tek bir soru soracağım.” dedi “Lütfen bana dürüst, adam gibi cevap ver. Nefise'yi gördüğünde ne hissettin? Tek kelime ile anlat bana başka bir şey sormayacağım, söz.”

Gökalp, birkaç saniye gözlerini kapatıp Nefise'yi mağazada gördüğü anı hayal etti. Az önce aşkının bittiğini iddia eden kendisi değilmiş gibi aradan geçen bir yıldan sonra onu karşısında gördüğünde ilk hissettiği şeyi söyledi. “Özlem… Çok özlemişim be kardeşim.”

Metin, gelen cevaba hiç şaşırmadı. Çünkü bu dünyada kendi de dahil olmak üzere Gökalp hariç hiçbir erkeğin aşkına kefil olmazdı. O kadar inanıyordu Nefise'ye olan duygularına. İki arkadaş karşılıklı sessizliğe gömülürken Metin, restoran kapısında Ozan'ı gördü. Gökalp’e gülümseyerek konuyu başka yöne çekti. “Aha gözünün çırası geliyor.” Ozan Gökalp ve Metin'in üniversiteden arkadaşlarıydı. Hatta Gökalp ile aynı bölümden mezundular ve Ozan, Meltem'in abisiydi.

Ozan, masaya kurulunca “Hayırdır damat.” diyerek Gökalp'e baktı. “Bu suratın hali ne? Neye canın sıkıldı.”

Gökalp, önemli bir şey olmadığını söylerken Metin Ozan'ın Meltem'in abisi olduğunu unutup dalgınlıkla Nefise yüzünden moralinin bozuk olduğunu söyledi. “Hayatında başka bir adam varmış. Meğer o yüzden terk etmiş Gökalp'i. Bunu öğrenince haliyle feleği şaştı çocuğun.”

Gökalp, Metin'in kırdığı pot yüzünden bozulurken, daha fazla ileri gitmemesi adına gözlerinin içine bakarak susması için uyardı. Bir zamanlar üçü çok samimi arkadaşlardı. Hatta hala öylelerdi ancak araya akrabalık bağı girmişti. Yakın zamanda Ozan kayın biraderi olacaktı. Diğer taraftan Nefise’nin başka bir adam için terk ettiğinin bilinmesi bir yerde gururuna da dokunuyordu.

Nefise'nin adını duyunca keyfi kaçan Ozan habere üzüldüğünü söylerken Metin yaptığı boş boğazlık yüzünden pişman oldu. Ne yazık ki dilin kemiği olmadığı gibi söylenilen sözün geri alınması da mümkün olmuyordu. Gökalp'ten özür dilediği sırada Ozan “Peki kimmiş birlikte olduğu adam, tanıdık birisi mi?” diyerek kimden duyduklarını öğrenmek istedi.

Ozanın sorularıyla kalbi daha çok acıyan Gökalp, arkadaşının bunları neden sorduğunu anlayabiliyordu. Her abi gibi kendi kız kardeşini düşünüyordu. Düğün arifesi Meltem'in üzülmesinden endişe duyuyordu. Ozan'ın gönlünü ferahlatmak için “Nereden duyduğumuzun ya da herifin kim olduğunun bir önemi yok.” diyerek Ozan'ı rahatlatmaya çalıştı. “Mevzu kapandı. Artık geçmişe değil geleceğimize bakalım. Bizde yanlış olmaz kardeşim.”

Gökalp eve gittiğinde vakit gece yarısını geçmişti. Anahtarla kapıyı açıp içeriye girdiğinde bitkin halde düşen omuzlarıyla vestiyerinin hizasına geldiğinde, kendine baktı.

1 YIL ÖNCE

Gökalp, aynanın karşısında küpelerini takan Nefise'ye arkasından yaklaşıp açıkta kalan boynunu kokladı. Kokladığı yeri öperken “Acaba gitmesek mi?” dedi. “Çünkü çok güzel kokuyorsun. “

Nefise, yüzünü Gökalp'e dönerek dudaklarına minicik bir öpücük bırakıp itiraz etti. “Ozan bizi beklediğini söyledi. İnsan en yakın arkadaşının doğum gününe gitmez mi?”

Fakat minicik bir öpücük bile baştan çıkmaya gönüllü olan genç adamı tahrik etmeye yetmişti. Nefise’nin yüzünü avuçlarının arasına alıp uzun uzun öpüp hiç zorlanmadan kucağına aldı. “Şu an latilokumumla sevişmek daha cazip geliyor. “

Nefise “Ama Ozan!” dediğinde birlikte yatak odasına girmişlerdi bile.

Gökalp kucağından indirdiği Nefise'yle yatağa yatıp soyunmaya başladı.

“Sen şimdi Ozan'ı boş ver bebeğim.”

GÜNÜMÜZ

Bulunduğu ana dönen Gökalp, gözlerini bürüyen kinle aynaya yaklaşıp kendi aksine bakarak “Neden?” diye sordu. “Bir yıl sonra neden çıktın karşıma? Tam iyileşmeye başlamışken varlığınla yarama neden tuz basıyorsun? Yetmedi mi acıttığın”

Kendine cevap alamayacağı sorular yönelten Gökalp konuştukça daha çok öfkelendi. Başka birisine âşık olduğunu söylediği halde onu hala seven, özleyen, isteyen, unutamayan kalbinden nefret ediyordu. Nefise'yi ve ona dair ne varsa her şeyi unutmak istiyordu. Hatta dünyada bu isimde birisi olduğunu hatırlamak bile istemiyordu. Bunun için her zaman yaptığı şeyi yaptı. Nefise’nin giderken bıraktığı ses kaydını açtı. "Olmuyor Gökalp, yapamıyorum. Zaten baştan beri hep bir soru işareti vardı kafamda. Şu an daha iyi anlıyorum. Bizimkisi sadece alışkanlıktan ibaretmiş. Bu aşk değil. Üzgünüm ama artık ben yokum. Lütfen arama beni, peşime düşüp dahada zorlaştırma. Bitti.”

Nefise'nin sesi evin içinde cep telefonunun hoparlöründen yükselirken bir yıldır kapalı olan odanın kilidini açtı. Bir zamanlar birlikte paylaştıkları odaya aylardan sonra ilk defa giriyordu. Hiçbir şeye dokunmamıştı. Her şey Nefise'nin gittiği günkü gibiydi. Yatağı toplamamıştı, onun giydiği micky'li pandufunu yatağın önünden kaldırmamıştı, saç tellerinin olduğu saç fırçası bile toz kaplanan tuvalet aynasının önünde lastikli tokası ile parfüm şişesinin ortasında duruyordu.

Başta inanmamıştı ses kaydında söylediklerine. Yalan olduğuna o kadar çok emindi ki inanmıştı ki her yerde onu aramıştı. Önce Adana'ya gittiğinde ikisinin arasında olanları bilen ablası yıkmıştı umutlarını. “Nefise burada değil Gökalp. Bence onu aramaktan vazgeç artık. Hata olduğunu söylüyor.”

“Madem öyle, yüzüme bakarak söylesin.” demişti Gökalp. “Bana onun nerede olduğunu ne olur söyle Selin abla.”

Ancak arada görüşseler de Selin nerede olduğunu bilmediği konusunda ısrar etmişti. “Bende çok üzülüyorum halinize ama o kendine başka bir yol çizmeye karar vermiş. Sende kabullen artık”

Gökalp, sürekli tekrar eden ses kaydını dinleyerek şifonyere yaklaştı. İkisine ait olan fotoğrafa bakarken o gün ne kadar mutlu olduklarını hatırladı. Gözlerine ışıl ışıl gözlerle, heyecanla bakan o kızı özlüyordu.

Hızla hasreti içini saran bir yangına dönüştüğünde elinin tersiyle fotoğraf çerçevesine vurdu. Çerçevenin camı çarptığı duvarda kırılırken Nefise’nin ses kaydı sustu. Çünkü telefonu çalıyordu.

Ekrana baktı, Meltem arıyordu. Genç kadın “Saat gece yarısını geçti. Düğünümüze tam dokuz gün kaldı.” dediğinde nişanlısının o saatte cıvıldayarak söylediklerine cevap vermedi.

Uygulamada reklamsız oku