MyStoryBölüm 4 / 10

Bölüm 4 / 10

YAŞARKEN ÖLMEK

Bu itirafla Gökalp bir kere daha yıkıldı. Sanki ikinci defa sevdiği kadın tarafından terk ediliyordu. Kabuk tutmaya başlayan yarası aynı yerden, aynı kadın tarafından kanatılıyordu. Sanki vücudundan bir parça kopmuştu. Canı her zamankinden daha çok acıyordu. Aylardır kendini toplamak için verdiği çaba Nefise'nin söylediği tek bir cümleyle boşa gitmişti. Düzlüğe yaklaşmışken aynı tepeden yeniden aşağı yuvarlanmıştı. Her olasılığı değerlendirmişti ama onun başka bir adama âşık olacağını hesaba katmamıştı. Daha doğrusu katmak, kondurmak istememişti.

Gökalp’in üzüntüden kararan ten rengi, afallaması Nefise için de kolay değildi. Ona verdiği acı kendi acısının üstüne eklenerek çoğalırken bir an için gerçekleri itiraf etmek istedi. Yapamadı. Cesaret edemedi. Dilinin ucuna gelen kelimeleri yutmaya mecbur kaldı. İkinci defa bulundukları yol ayrımında çaresizce sustu.

Zaten tükenmişlerdi, küllerinden yeniden doğmaları imkansızdı. Başka birisiyle başka bir hayat inşa ediyordu.

Bir süre duyduklarını sindirmek için sessiz kalan Gökalp yaşların kapladığı gözlerini saklamadan eğdiği başını kaldırdı. Nefise'ye tiksinir gibi baktı. “Ulan yazık be” dedi. “Sana verdiğim aşka, sana harcadığım zamana yazık. Saçının teline dokunurken bile incitirim diye titreyen ellerim keşke sana hiç dokunmasaymış.”

Bu sözlerle duygusal anlamda yerle bir olan Nefise'nin üzüntüsü öfkeye dönüştü “Ya ya tabii! Aşkın o kadar büyükmüş ki gördük." dedi. "Daha ayrılığımız bir yılını doldurmadan kendine evlenecek yeni birini buldun sen!”

Gökalp işittiği cümlelere şaşırsa bile şaşkınlığını belli etmeden dalga geçer gibi güldü. “Ne yani, ses kaydıyla kıçıma tekmeyi indiren sendin." dedi. "Bir de arkandan yasını mı tutsaydım? Hem ayrıca sende hiç yüz yok mu? Şaka mısın! Yaşadığımız onca şeyden sonra bana kalkmış başka birisi için beni terk ettiğini söylüyorsun farkında mısın acaba? Utanmadan bir de hesap sorar gibi duygularımı mı sorguluyorsun? Bu nasıl bir ucuzluktur! Ya sen sonradan mı böyle oldun, yoksa hep böyleydin de ben mi hiç fark edemedim?”

Gökalp kalbindeki yangın yüzünden içindeki öfkeyi fütursuzca sözlere döküp, yanıt hakkı tanımadan “Şimdi defol git buradan!” dedi. “Seninle aynı havayı solumaya katlanamıyorum”

Nefise duyduğu hakaretin, sakladığı gerçeklerin altında ezilirken önce kapı çaldı; ardından Gökalp izin vermeden açıldı. İçeriye giren genç kadının bakışları yerdeki pantolon ve Nefise arasında gidip geldikten sonra Gökalp de durdu. “Ne oluyor burada. Bir sorun mu var” dedi.

Nişanlısı Meltem'in gelişiyle Gökalp’in öfkeden kasılan yüzü hemen gevşedi.

Her şeyin yolunda olduğunu söyledi. “Damatlığımın tadilatı istediğim gibi yapılmamış. Ona sinirlendim biraz.” dedi. “Sürpriz ziyaretini neye borçluyum?”

Meltem’in soru işareti barındıran yüz ifadesi Gökalp’in verdiği cevapla rahatladı. Neşeli çıkan ses tonuyla “Seni yemeğe götürmeye geldim. Hem yemekte düğün davetiyemize karar veririz.”

Gökalp, cevap vermek için ağzını açacakken Meltem itiraz kabul etmediğini söyledi. “Günlerdir erteliyoruz. Farkındaysan düğüne on gün kaldı. Zaten yetişmez diye korkuyorum”

Genç kadının sözleriyle gerilerinde duran Nefise sendeledi. Oydu. Gökalp’in evleneceği kızdı. Göz ucuyla sevdiği adamın yeni bir hayat kuracağı kıza baktı.

İnce, uzun boylu güzel bir kızdı. Hangi adam âşık olmazdı ki böyle birisine. Kıskançlık ve kaybetmişliğin acısı birbirine karıştığında bir an önce odayı terk etmek istedi. Gökalp’in yüzüne bakmaya cesaret edemediğinden başı önünde özür diledi. “Pantolonunuzun paça boyunu bir santim daha uzatırız. Ölçüyü yanlış aldığım için hata bende. Özür dilerim.”

Son sözlerinin ardından cevap beklemeden yerden aldığı pantolonla çıkış kapısına koşar adımlarla gitti. Dışarıya çıktığında ne yöne gideceğini bilmiyordu. Bildiği tek şey tek bir damla gözyaşı kalmayana dek ağlamak istemesiydi. Kalbi bu kadar acıyı kaldırmıyordu artık. Gökalp’in yokluğu en ağır ceza değilmiş gibi birde onunla karşılaşmak işkencelerin en kötüsüydü. Sevdiği ondan gitmişti. Sonsuza dek onu kaybetmişti. “Bir dakika bekler misiniz!”

İşittiği sesle gözlerini silip arkasını döndüğünde Meltem'le göz göze geldi.

“Siz nişanlımın kusuruna bakmayın." dedi, Meltem. "Normalde bu kadar aksi değildir ama dünden beri yaklaşan düğünümüz yüzünden gergin biraz. Her şeyin istediğimiz gibi olmamasından endişe duyuyor.”

Nefise, kızın hassasiyetini takdir etse bile cevap veremedi. Neticede kaybettiği sevdiğinin, yeni bir hayat kuracağı kadındı karşısındaki. Üstelik güzel olduğu kadar iyi niyetliydi de. Ağlamamak için duygularını dizginlemeye çabalarken az önce girdiği odanın kapısından Gökalp çıktı. “Meltem!”

Meltem, Gökalp’in yanına yaklaşmasını beklerken Nefise’ye iyi günler diledi. Nefise ise konuşmayı unutmuş gibi başını hafifçe öne arkaya sallayarak sessiz kaldı. Sonra ikisinin el ele yanından geçişini izledi. Bu sırada gözleri Gökalp ve Meltemin birleşen ellerinde durdu.

7 YIL ÖNCE

“Elimi tutmazsan düşersin.”

Nefise bir Gökalp’in uzattığı eline, birde önlerinde akıp giden yaklaşık üç metre kadar genişlikteki suya baktı. Derinliği bir karıştan fazla değildi belki ama düşerse ayakkabıları ıslanabilirdi. O zaman ailesine ne derdi?

Gökalp ile okulu kırdıklarını, birlikte arkadaşlarının köyüne gittiklerini söyleyemezdi ki.

Gökalp’in elini tutup suyun içine aralıklı yerleştirilen taşlara basarak karşıya geçtiler. Akan pınara doğru yürüdüler. Taşların arasından tazyikli akan suyun önünde durduklarında Nefise Gökalp’e “E hadi” dedi. “Çok susadığını söylüyordun. Böyle bekleyecek misin?”

Gökalp tebessüm ederek ikisinin birleşen ellerini işaret etti “Elimi bırakırsan içeceğim.”

Nefise utanarak elini geri çektiğinde Gökalp, ellerini yıkayıp avuçlarının arasına aldığı suyu sevdiği kıza uzattı. “Bak ellerimi de temizledim, hadi önce sen iç”

Nefise itiraz etti. “Susuzluktan yakınan sendin ama. Hayır, sen iç”

Aralarında kimin önce içeceğine karar vermeye çalışırken birlikte geldikleri arkadaşlarının seslerini duydular. “Gökalp! Nefise!”

“Bak ağaçların arkasından Kayra ile Merve geliyor. İçmezsen vallahi öperim seni”

Nefise al al olan yanaklarıyla yüzünü saklamaya çalışarak yönünü değiştirecekken Gökalp çok ciddi olduğunu söyledi. Avuçlarından akıp giden suyun yerine yenisini doldurarak içmesi için Nefise’ye uzattı. Nefise o an Gökalp’in gözlerine baktı. O gözlerde aşk, şefkat, güven vardı.

Kalemle çizilmiş gibi biçimli olan dudaklarıyla suyu içip bitirdiğinde geri çekildi. On altı yaşın vermiş olduğu kaygılarla “Ya bir gün benden bıkarsan?” dedi. “Ya sıkılır başka birisine aşık olursan?”

Nefise’nin korku çöken gözleriyle sorduğu soru Gökalp’i şaşırttı. “Bu da nereden çıktı şimdi?” dedi.

Nefise bir adım daha gerileyerek sorusunu tekrarladı “Sana, ya başka birisine âşık olursan dedim Gökalp. Bu yıl üniversite sınavına gireceksin ya hani. Kazanırsan, gittiğin yerde başka bir kıza aşık olursan”

Gökalp düşünüyor gibi yaptı. Lise son sınıfta, kız arkadaşının ilk senesinde kazanacağını düşünmesinden dolayı mutlu oldu. Fakat güvenmiyormuş gibi böyle bir soruyu sormasına da canı sıkıldı. Ciddi bir şekilde Nefise'ye yaklaşırken “Üzülür müydün?” diye sordu. “Yani başka birine âşık olsam”

Nefise düşündü. Zaten son bir yıl içinde başka bir şey düşünmüyordu. Yıllar çok çabuk geçiyordu çünkü. Gökalp’in onlarla aynı apartmana taşındığı günü çok net hatırlıyordu. Onca sene geçmesine rağmen hiç unutmamıştı. Apartmanın bahçesinde diğer çocuklarla top oynarken gelmişti nakliye aracı. Kamyonun arkasından takip eden arabadan inmişti Gökalp, annesi, babası ve ablaları. Çocuklarla oyun oynamayı bırakıp duvarın kenarında eşyaların taşınmasını, Gökalp’in minicik bedeniyle yardım etme çabalarını görmüştü. Hatta kucağındaki minik bir kutuyla apartmana girerken elindeki topu arkasından kafasına fırlatmıştı sinirlendirmek için. O gün Gökalp’in gözleri ilk kez değmişti gözlerine. Sonra yeni komşularıyla ailesi arasında çok sıkı dostluk kurulmuştu. Aynı okula gitmişlerdi birlikte. Aralarında bir yaş vardı. En iyi oyun arkadaşıydı Gökalp. Fakat zamanla, büyüdükçe çocuksu oyunları, arkadaşlıkları aşka dönüşmüştü. Nefise’nin aklı erdi ereli yanında babasından başka tek bir erkek olmuştu, Gökalp. Geçmişten bulundukları ana döndüğünde dolmaya başlayan gözleriyle cevap verdi. “Başka birisine âşık olsan üzülmezdim ki… Ölürdüm.”

Aralarındaki konuşma tatsız bir yöne gitmeye başladığında Gökalp, pınardan avuçlarına doldurduğu suyu Nefise’nin yüzüne serpti. “Başka türlü kendine geleceğin yoktu latilokumum. Ne demek başkasına âşık olursam? Senden başka dünya varmış gibi sorma böyle şeyler.”

Nefise soğuk suyla ürperirken, suyu geçmeye çalışan Kayra ve Merve’yi işaret etti. “Tamam ikna oldum da, bana sürekli latilokumum demesen mi acaba? Duyarlarsa vallahi dalga konusu oluruz”

Gökalp sırıtarak kulağına fısıldadı. “Latilokum en tatlı lokum demek biliyorsun.”

Nefise onun gibi kısık sesle karşılık verdi. “İyi de en tatlı mıyım değimliyim nereden biliyorsun?” dedi.

“Sen dokunmadan ateşin sıcak olduğunu nasıl biliyorsan, ben de sana dokunmadan tatlı olduğunu bilebiliyorumdur belki.”

GÜNÜMÜZ

Nefise geçmişe yaptığı yolculukla ruhen parçalara bölünürken Gökalp, Meltem ile birlikte plazadan çıkıyordu. Genç adamın aklında sürekli üç kelime tekrar edip duruyordu. “Başkasına âşık oldum.” Böyle bir şeyi itiraf etmek bu kadar kolay olmamalıydı. Yılların adı vardı. Çocukluk aşkıydı Nefise. Gönlüne düşen ilk aşktı. Aşkın ilk sızıya dönüş haliydi. Nasıl bu kadar kolay harcamıştı? Nasıl bu kadar duygusuz olabilmişti?

Gökalp’in sessizliğini garipseyen Meltem bir problem olduğunu anladı. ”İyi misin? Neyin var senin”

Nişanlısının yönelttiği sorusuyla silkelenen Gökalp kendine gelirken elini Meltem'in elinden usulca çekti. “İyiyim ben, sadece yorgunum biraz.” diyerek soruyu geçiştirdi.

Aldığı cevap Meltem için yeterli değildi. Fakat üsteleyerek onu daha fazla bunaltmak istemedi. Çünkü bilinçaltında bir yerlerde duygularının karşılıklı olup olmadığına dair şüpheleri vardı. Çoğu vakit, aşık olduğu adamın yüzüne bakarak açık açık konuşmak, içini kemiren kurttan kurtulmak istemişti, yapamamıştı. Susturduğu iç sesinin haklı olmasından onu kaybetmekten korkuyordu.

Yaklaşık kırk beş dakika sonra siparişlerini verip Meltem’in tabletinden davetiye örneklerine bakmaya başladılar. Daha doğrusu Meltem bakıyordu, Gökalp ise bakmasına rağmen görmüyordu. Çünkü aklı Nefise'deydi. Tam da onu geçmişe gömdüğünü düşünerek, kendine yeni bir yol çizmeye karar vermişken neden karşısına çıkmıştı sanki? Neden şimdi?

“Bu nasıl. Abartısız ve sade, kaliteli durmuyor mu?”

Meltem’in sorusunu duymayan Gökalp geçmişi düşünüyordu.

7 YIL ÖNCE

Ailesi akraba ziyaretine giden Gökalp çaresizce evin içinde dolanıyordu. Babası akşam üzeri vermişti emeklilik haberini. Bir aya kadar Gaziantep’e taşınacaklarını söylemişti. Annesi, oğullarının üniversiteye hazırlandığını, lise sonda olduğunu hatırlatıp yaza kadar beklemeleri gerektiğini söylese de ikna edememiş “Taşınmak zorundayız hanım. Babamın durumunu biliyorsun.” cevabını almıştı. Gökalp’in ailesi Gaziantepliydi. Dedesinin orada Antep fıstığı bahçeleri vardı. Yaşlı adam elden ayaktan düşmeye başladığından oğlunu arayıp artık işlerin başına geçmesini istediğini söylemişti.

Gökalp, taşınacaklarını Nefise'ye nasıl açıklayacağını düşündüğünden darlandı. Ayrılığa daha kendini hazırlayamamışken ona nasıl anlatacaktı bilemiyordu. Hasret kalacaklardı birbirlerine. Günlerce, belki de haftalarca görüşemeyeceklerdi. Düşündükçe içi dahada bunaldığından rahat bir nefes alabilmek için balkona çıktı. Tam o sırada Nefise'yi gördü. Elindeki ekmek poşetine bakılırsa bakkaldan geliyordu. Hemen kapıya koştu. Sevdiği kızın evi üst katlarında olduğundan beklemeye koyuldu. Çünkü Nefise’nin asansöre binmek yerine daima üç katı merdivenlerden çıktığını biliyordu.

Nefise tam onların dairesinin önünden geçerken, Gökalp kolunu uzatıp arkasından beline sarılarak içeriye çekti, sırtını duvara yasladı. Gökalp’in ani hareketiyle şaşıran Nefise panikleyerek “Ne yapıyorsun sen?” dedi. “Şimdi biri görecek, hem annenler nerede?”

Nefise'nin konuşurken hareket eden dudaklarına Gökalp o kadar kaptırmıştı ki kendini, ona yöneltilen soru işareti içeren hiçbir cümleyi duymuyordu. İlk defa dört duvar arasında yalnız kalışlarıydı bu. İlk defa bu kadar yakınlardı. Ve ilk defa onun kokusunu bu kadar yakından hissedişiydi. Gökalp’in baktığı yeri fark eden Nefise kendi dudaklarına bakmak için gözlerini aşağıya kaydırdığında utandı. Her an kendini öpecekmiş gibi duruyordu. Alıp verdiği nefesi nefesine, teninin sıcaklığı, kendi tenine karışıyordu.

Gökalp’in duvara, tam olarak başının iki yanına yasladığı ellerinin arasında çemberin içine alınmış gibiydi. Hızlı hareket edip başını eğerek o çemberden dışarıya çıktı. Hızlı hızlı soluk alıp veren Gökalp yerinden kıpırdamadı. Elleri duvara dayanmış şekilde beklerken Nefise, neler olduğunu sordu. “Sanki sen, sen değilmişsin gibi.”

Kendini toparlayan Gökalp kısılan sesiyle gülümseyerek “Korktun mu?” diye sordu. “Seni öperim diye. Merak etme annemler gezmeye gittiler.”

“Ya kaç defa söylüyorum, bana böyle şeyler söyleme! Ayrıca tabii ki hayır, korkmadım. Sadece beni eve alacak kadar ileriye gittiğine göre çok önemli bir şey olmuş olmalı. Ne olduğunu merak ediyorum”

Nefise’nin sözleriyle Gökalp’in suratı asıldı. Ona taşınacaklarını nasıl söyleyecekti, bilemiyordu. Uzun uzun düşünmenin, lafı dolandırmanın sonucu değiştirmeyeceğini bildiğinden “Biz gidiyoruz.” dedi. “Dedem yaşlı biliyorsun. Babamdan işleri devralması istedi. Bir aya kadar Gaziantep’e taşınıyoruz.”

Genç kız ciddiye almak istemedi önce. Gökalp’in şaka yaptığını sandı. Çünkü kendisiyle uğraşmayı sevdiğini bildiğinden doğru olacağına ihtimal vermedi. Ama sevdiğinin üzgün gözleri söylediklerini doğruluyordu. Bir anda ağlamaya başlarken “Sen… Ciddisin.” Dedi. “Gerçekten gideceksiniz. Artık görüşemeyeceğiz”

Gökalp cevap veremedi. Sanki taşınmalarının sebebi kendisiymiş, suçluymuş gibi sustu. O susunca Nefise sesinden akan umutsuzlukla devam etti. “Sen gidersen kolum kanadım kırılır. Uçamam ki ben?”

Gökalp, ellerini tutup gözlerine bakarak “Böyle söyleme ne olur.” Dedi. “Benim için kolay mı sanıyorsun. Gitmek kalmaktan daha zor yemin ederim. Ayrıca bizim görüşmemize kimse engel olamaz. Sık sık Adana’ya geleceğim. Hadi ağlama artık dayanamıyorum”

“Bende senin gitmene dayanamam. Üzüntüden hasta olur ölürüm.”

Yıllar öncesini hatırlayan Gökalp öfkeyle dişlerini sıktı. Bir zamanlar ona “gidersen ölürüm,” diyen kızın kendisi terk etmişti. Üstelik ölürüm derken öldürmüştü.

Uygulamada reklamsız oku