Bölüm 2 / 37
SİYAH GÜLÜN DİKENİ
2.BÖLÜM Masadaki altın dolma kalem, Furkan’ın uzun parmaklarının arasında neredeyse bir silah gibi duruyordu. Gitmek için bir hamle yapmıyordu. Dışarıda bekleyen acil durum yönetim kurulu toplantısı umrunda bile değildi; şu an onun için tek gerçek, beni tamamen köşeye sıkıştırmış olmanın verdiği o asil ve karanlık hazdı. Kalemi almak için elimi uzattığımda parmaklarım parmaklarına değdi. Tenindeki o yoğun sıcaklık, sanki az önce boynumu kavuran dudaklarının izi hâlâ oradaymış gibi, bedenimden aşağı yeni bir titreme dalgası gönderdi. Bakışları anlık olarak titreyen ellerime kaydı, ardından dudaklarında o ukala, ne istediğini çok iyi bilen gülümseme belirdi. Kalemi kavradım ve önümdeki o ağır kağıtlara, hayatımı onun iki dudağının arasına teslim edecek olan o imzayı attım. Kalemin kağıt üzerindeki hışırtısı bittiğinde, Furkan derin bir nefes alarak masanın üzerinden bana doğru eğildi. "Güzel," dedi sesi bir tını gibi pürüzsüz ve derinden gelerek. "Akıllı kadınları severim Gamze. Özellikle neyi feda ettiklerini bilecek kadar cesur olanları." Masasından kalktı, ceketinin önünü tek bir hareketle iliklerken odayı dolduran o baskın aurasıyla önümde durdu. Boyu o kadar uzundu ki, gölgesi tamamen üzerime düşüyordu. Tam yanımdan geçip kapıya yöneleceğini sandığım anda, aniden durdu ve arkamdan yaklaşarak beni masayla kendi gövdesi arasına sıkıştırdı. Sırtım, onun o sert ve sıcak göğsüne yaslandığında nefesim boğazımda düğümlendi. İki elini masanın kenarlarına dayayarak beni tamamen kendi kafesine hapsetti. Sıcak nefesi saçlarımın arasından sızıp kulağımın arkasındaki o hassas teni yaladı. "Şimdi gitmem gerekiyor," diye fısıldadı. Sesi o kadar yakındı ki, dudaklarının hareketini tenimde hissedebiliyordum. "Ama bu akşam... Bu akşam benim özel davetlimsin. Arabam seni saat sekizde evinden alacak. Ve o üzerindeki resmi kıyafetlerden kurtulmuş olmanı istiyorum." "Nereye gideceğiz?" diye sordum, sesimin dik durmasına çalışarak arkama, onun o karanlık gözlerine bakmaya çabaladım. Ama bu yakınlık mantıklı düşünmemi engelliyordu.Furkan, başını hafifçe yana eğdi. Gözleri doğrudan dudaklarıma indi. Bir eli masadan kalktı ve çok yavaş bir hareketle, az önce imzaladığım kağıtların üzerinde duran elimin üzerine kapandı. Onun iri eli, benimkini tamamen yutmuştu. Parmaklarını parmaklarımın arasından geçirerek ellerimizi birbirine kilitledi. Bu hareket o kadar sahiplenici, o kadar cüretkardı ki, kalbimin göğüs kafesimi zorladığını hissettim. "Bunu bana sormayacaksın," dedi, sesi fısıltıdan biraz daha koyu, emir kipiyle doluydu. "Sen artık Doğan Holding’in bir çalışanı değilsin Gamze. Sen benim sözleşmeli tutsağımsın. Ben nereye istersem, oraya geleceksin." Elini elimden çekti, ancak bu sefer parmak uçlarını yavaşça yukarı doğru kaydırdı. Bileğime, oradan dirseğime ve şık ceketimin altındaki omzuma kadar yavaş, yakıcı bir çizgi çizdi. Dokunduğu her yer alev alıyordu. Eli boynumun arkasına yerleştiğinde, beni kendine doğru hafifçe çekti ve dudaklarını şakağıma bastırdı. Orada uzun, derin bir nefes aldı. Kokumu içine çekiyordu. "Saat sekiz," diye tekrarladı, sesi adeta bir mühür gibi zihnime kazındı. "Hazır ol." Arkasını dönüp odanın kapısına doğru yürüdü. Kapıyı açtığında dışarıdaki asistanı ve korumaları hemen arkasında hizalandı. Furkan, tek bir an bile arkasına bakmadan, o muazzam gücü ve ihtişamıyla koridorda gözden kayboldu. O gittiğinde, odadaki havanın aniden soğuduğunu hissettim. Dizlerim titriyordu. Masaya tutunarak derin bir nefes aldım. Saat 19.55 Aynadaki yansımama bakarken kalbimin ritmini kontrol etmek imkansızdı. Furkan’ın isteği üzerine o sıkıcı iş kıyafetlerini bir kenara bırakmıştım. Üzerimde, sırtı tamamen açıkta bırakan, zümrüt yeşili, saten bir elbise vardı. Elbisenin kumaşı tenimde su gibi akıyor, göğüs dekoltesi ve yırtmacı attığım her adımda cesurca açılıyordu. Saçlarımı yukarıda dağınık bir topuz yapmıştım; Furkan’ın sabah dokunduğu o boynum tamamen açıkta, savunmasızdı. Tam o sırada kapının zili çaldı. Aşağı indiğimde, kapının önünde parlak siyah bir limuzinin beklediğini gördüm. Sürücü kapıyı benim için açtığında yutkunarak içeri adım attım. Ancak içeride yalnız olacağımı düşünürken, loş ışıklandırılmış lüks kabinin arka koltuğunda oturan silueti görmemle nefesim kesildi. Furkan Doğan, elindeki kristal kadehiyle bizzat arabanın içindeydi. Üzerindeki takımı çıkarmış, siyah gömleğinin üst iki düğmesini gevşetmişti. O elit, vahşi çekiciliğiyle koltuğa yayılmış, beni izliyordu. Gözleri arabanın kapısından içeri giren bacaklarımdan başladı, saten elbisenin kıvrımlarında gezindi ve en son açıkta kalan boynumda durdu. Gözlerindeki o yoğun, karanlık açlığı gördüğümde içimde bir yerlerin eridiğini hissettim. "Gel," dedi, yanındaki boş deri koltuğa hafifçe vurarak. Sesi sabahkinden çok daha boğuk, çok daha tehlikeliydi. "Yakınıma otur."Araba hareket ederken, titreyen adımlarla onun tam yanına oturdum. Aramızda santimler vardı ve saten elbisemin yırtmacı, onun siyah kumaş pantolonuna sürtünüyordu. Furkan kadehini kenara bıraktı ve hiç vakit kaybetmeden bana doğru döndü. Büyük eli, aniden yırtmacımdan sızarak çıplak uyluğuma yerleşti. Tenimin sıcaklığıyla onun elinin sıcaklığı buluştuğunda hafifçe irkildim. Furkan’ın parmakları tenime gömüldü, beni kendine daha da yaklaştırdı. Yüzü yüzüme o kadar yakındı ki, dudakları neredeyse dudaklarıma değecekti. "Sana hazır ol demiştim," diye fısıldadı, gözleri dudaklarımda gezinirken. "Ama bu kadar kusursuz olmanı beklemiyordum. Bu gece kuralları çiğnememek için kendimi nasıl tutacağım, hiçbir fikrim yok."