Bölüm 3 / 37
KORİDORLARDAKİ FISILTILAR
3.BÖLÜM
Arabanın tavanındaki loş, koyu mavi ışıklar Furkan’ın keskin yüz hatlarına tehlikeli bir çekicilik katıyordu. Limuzin, İstanbul’un hareketli sokaklarında süzülürken içerisi tamamen dış dünyadan soyutlanmış bir günah odası gibiydi. Bacağımdaki elinin baskısı her saniye daha da ağırlaşıyor, saten kumaşın üzerinden tenime işleyen sıcaklığı aklımı başımdan alıyordu. "Furkan..." diye fısıldadım, sesim arabanın içindeki o ağır, şehvetli havada kaybolup gitti. "Nereye gidiyoruz? Sözleşmede sadece asistanlık yazıyordu." Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı, ama bu gülümsemede en ufak bir neşe yoktu; sadece avına sahip olmanın verdiği o mutlak güç vardı. Elini yavaşça yukarı doğru kaydırdı. Parmak uçları, zümrüt yeşili saten elbisemin bittiği ve kalçamın kıvrımının başladığı o hassas sınıra ulaştığında nefesimi dışarı üfledim. Gözlerimi kapatmamak için kendimi zor tutuyordum. "Sözleşmeyi dikkatli okumamışsın, Gamze," dedi, sesi o kadar derinden ve fısıltıyla geliyordu ki, bedenimdeki her bir hücrenin dikildiğini hissettim. "Benim kişisel asistanım olmak, benim hayatımın bir parçası olmak demek. Benim istediğim her yerde, benim istediğim sıfatla bulunacaksın." Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Diğer eliyle, boynumun arkasındaki dağınık topuzumdan sarkan birkaç saç tutamını parmağına doladı ve başımı hafifçe geriye doğru eğdi. Bu hareket canımı yakmıyordu ama beni tamamen onun arzusuna boyun eğmek zorunda bırakıyordu. Gözleri, boynumun o açıkta kalan, savunmasız çizgisine kilitlendiğinde yutkundum. Şah damarımın onun parmaklarının altında nasıl delice attığını görebiliyordu. "Ve bu gece..." diye devam etti, dudakları kulak mememin hemen altına, beni mahveden o noktaya değerken. Sıcak, ıslak dokunuşuyla birlikte içimden yukarı doğru yükselen o yoğun dalgayı engelleyemedim. Ellerim, istemsizce onun göğsüne, o siyah gömleğinin açık bıraktığı sert tenine tutundu. "Bu gece, Doğan Holding’in yeni iş ortağı için vereceğim özel davette, benim yanımda duracaksın. Herkes senin kime ait olduğunu görecek.""İnsanlar... ne düşünecek?" diye mırıldandım, kalbimin güm güm atışı arasında düzgün cümle kurmaya çalışarak. Parmaklarım, göğsündeki o kasların sertliğini hissettikçe gömleğinin kumaşını biraz daha sıktı. Furkan, dudaklarını boynumdan çekip doğrudan gözlerimin içine baktı. Kömür karası gözlerinde saf, çiğ bir arzu parıldıyordu. "Kimsenin ne düşündüğü umrumda değil," dedi acımasız bir netlikle. "Sen benimsin Gamze. Bu gece o salondaki her erkek sana bakmak isteyecek, ama hepsi arkamdaki gücü ve senin tenindeki imzamı bilerek kafasını eğmek zorunda kalacak." Limuzin aniden yavaşladı ve durdu. Camın dışından patlayan flaş ışıkları ve uğultular arabanın içine sızdı. İstanbul’un en lüks otellerinden birinin önündeydik ve kırmızı halının etrafı gazetecilerle doluydu. Furkan, bacağımdaki elini yavaşça çekti ama gitmeden önce parmak uçlarıyla kalçamın kenarını sertçe sıkarak beni titretti. "Şimdi," dedi, sesindeki o emir veren ton geri gelmişti ama gözlerindeki ateş hâlâ oradaydı. "Dışarı çıkacağız. Ve sen, sadece benim gözlerime bakacaksın." Sürücü kapıyı açtığında, Furkan benden önce indi. Kameraların ışıkları altında, o kusursuz, görkemli bilyoner duruşuyla basına döndü. Ardından elini arabanın içine, bana doğru uzattı. Derin bir nefes aldım, zümrüt yeşili elbisemin yırtmacını düzelterek elimi onun o iri, sıcak avcuna bıraktım. Arabadan indiğim an basından bir uğultu yükseldi. Flaşlar ardı ardına patlarken, Furkan hiç vakit kaybetmeden devasa kolunu belime doladı. Eli, elbisemin tamamen açık bıraktığı çıplak sırtıma yerleşti. Ten tenle buluştuğunda, kameraların önünde olduğumuzu unutacak kadar büyük bir ürperti geçti vücudumdan. Parmakları sırtımın ortasında, omurgam boyunca yukarı doğru baskı uygulayarak beni gövdesine yapıştırdı. "Yürü," diye fısıldadı kulağıma doğru eğilerek, dışarıdan bakıldığında son derece romantik bir fısıltı gibi görünen ama içimi eriten o ses tonuyla. "Ve sakın benden uzaklaşma." Lüks otelin devasa kapılarından içeri girdiğimizde, davetlilerin bakışları anında bize döndü. Sosyetenin, iş dünyasının en gözde isimleri fısıldaşmaya başlamıştı bile. Furkan Doğan, yanındaki kadını saklama gereği duymuyordu; aksine, çıplak sırtımdaki eliyle beni adeta bir zafer ganimeti gibi salonda gezdiriyordu. Girişteki garsonun uzattığı tepsiden iki kadeh şampanya aldı ve birini bana uzattı. Tam o sırada, karşıdan bize doğru yürüyen, ellili yaşlarında, sinsi gülümsemeli bir adam belirdi. Bu adam, babamın iflasına neden olan rakiplerinden biri, Serhat Yıldırım’dı. "Furkan Bey," dedi Serhat, gözlerini parıldatarak. Ancak bakışları hemen ardından bana, elbisemin dekoltesine ve Furkan’ın sırtımdaki eline kaydı. Yüzünde aşağılayıcı bir gülümseme belirdi. "Bakıyorum da, Yıldız ailesinin kalıntılarını temizlemeye erkenden başlamışsınız. Gamze Hanım’ı buralarda, hem de sizin yanınızda görmek büyük sürpriz."Söylediği sözler gururumu bir bıçak gibi keserken, başımı dik tutmaya çalıştım ama içimdeki o eziklik hissi boğazıma düğümlendi. Tam o anda, sırtımdaki o büyük elin baskısı inanılmaz derecede sertleşti. Furkan, beni kendine öyle bir çekti ki, kalçam onun gövdesine çarptı. Furkan, Serhat’a doğru bir adım attı. Omuzları gerildi, gözleri anında ölümcül birer silaha dönüştü. O elit, kibar iş insanı gitmiş, yerine alanını koruyan tehlikeli bir yırtıcı gelmişti. "Serhat," dedi Furkan, sesi tüm salonda yankılanabilecek kadar soğuk ve pürüzsüzdü. "Karşında duran kadın, Doğan Holding’in en değerli varlığı. Eğer onun adını bir kez daha o kirli ağzına alırsan, yarın sabah uyandığında ne bir şirketin kalır, ne de basabileceğin bir toprak parçası. Şimdi gözümün önünden kaybol." Serhat’ın yüzündeki o sinsi gülümseme anında soldu. Yutkunarak geri adım attı ve kalabalığın arasında kayboldu. İçimdeki o korku ve minnet duygusu birbirine karışırken, Furkan bana doğru döndü. Öfkesi o kadar büyüktü ki, soluk alış verişleri hızlanmıştı. Kimsenin bizi görmediği, devasa salonun arkasındaki loş, ağır perdelerle kaplı koridor boşluğuna doğru beni sertçe çekti. Sırtımı otelin soğuk, mermer duvarına yasladığında, kendisi de önüme bir duvar gibi dikildi. İki elini başımın iki yanına, duvara dayadı. Gözleri çakmak çakmaktı. "Seni benden başka kimse ezemez," diye kükredi adeta, sesi boğuk ve şehvet doluydu. "Seni benden başka kimse üzemez, Gamze. Duydun mu beni?" "Furkan..." diye fısıldayabildim sadece. Koridordaki loş ışık, aramızdaki o tehlikeli çekimi körüklüyordu. Furkan daha fazla dayanamadı. Duvara dayalı ellerinden biri aniden aşağı indi, elbisemin yakasını kavrayıp beni kendine doğru çekerken dudakları, dudaklarıma vahşi, aç ve nefes kesici bir hırsla kapandı.