MyStoryBölüm 1 / 2

Bölüm 1 / 2

Kodumda Aşk Var

Kodumda Aşk Var

Bölüm
2
Puan
5.0
Okunma
177

KALP KALBE TEMAS

KALP KALBE TEMAS

Telefon alarmı çaldığında parlak yeşil gözleri açıldı. Sabahları mutlu uyanmak için alarm olarak ayarladığı şarkıdan artık nefret ediyordu.

Yatağın içinde beş dakika daha oyalandı. Devamında kalkıp ayaklarını sürüyerek banyoya girdi. Yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı, saçlarını yaptı…

Kahvaltısını yapmak için yumurta haşlayıp, domates, salatalık doğradı yanına da biraz ceviz koydu. Bir dilim ekmek kızarttı, kahve yaptı.

Kahvaltısını yaptıktan sonra hazırlanmak için odasına gitti. Havaların yazın en sıcak ve işlerin en yoğun olduğu zamanıydı. Sıcaklığa rağmen kolları uzun, yarım boğazlı bluzunu giydi. Kolları ve boğazı tüldü biraz olsun hava geçişi sağlıyordu.

Tül eldivenlerini de takıp açıktaki ellerini kapattı. Dün kullandığı çantasının içindekileri bugün kullanacağı çantasının içine aktardı.

Evden çıkarken spor ayakkabılarını giydi. Günün koşuşturmasında topuklu ayakkabı oldukça yoruyordu.

Küçük şirin mahallesinde yürürken evlerden yayılan kokuları duyumsuyordu. Sabah kahvaltı için bazı evlerde patates kızartılmıştı bazı evlerde menemen yapılmıştı bazı evlerde ise hâlâ uyku hüküm sürüyordu.

Anne ve babası küçük bir şehirde yaşıyordu. Kendisi üniversite okuduktan sonra iş bulunca geri dönmeyip burada kalmıştı. Maaşıyla da bir apartman dairesi yerine köşe mahallelerden birinde ev kiralamıştı.

Ev müstakil, eski bir evdi ama tek katlı oluşu ve evin önünde akşamları oturup kahve içmek için minik bir bahçesi oluşunu seviyordu. Hem kirası da azdı çünkü insanlar apartman dairelerini tercih ediyordu. Biraz tutumlu bir insandı artan maaşını kenarda biriktirmeyi biliyordu.

Mahalledeki herkes de çok cana yakındı. Kendi kızları gibi sahiplenmişti.

“Tuğçe!” diyen sesle başını çevirdi. Esma Hanım, kocasını işe uğurluyordu. “Bekle az kızım.” diyerek eve girdi sonra koştur koştur elindeki poşetle geldi. “Kahvaltıya pişi yapmıştım soğumadan yolda giderken yersin.”

“Teşekkür ederim.” Tuğçe buzdolabı poşetine peçeteyle beraber konulmuş pişiyi aldı.

Otobüs durağına doğru yürürken poşetin kenarını açıp yemeye başladı. Kahvaltı yapmıştı ama sıcak pişiye kim karnım tok diyerek hayır derdi?

Otobüs durağına gelene kadar yemeyi bitirdi. Otobüse bindiğinde ayakta kalmıştı. Olduğu yerde insanlara temas etmemeye çalışıyordu. Açıkta olan tek yeri yüzüydü ama o kadar kalabalıktı ki birinin eli değer diye korkuyordu.

Bu ona çocukluğundan kalan kötü bir travmaydı. Henüz küçükken annesi ocağa yemeği koyup ev işlerine dalmıştı. İşler bitince de kendisini banyoya sokup yıkamaya başlamıştı.

O esnada tutuşan tencereyle yangın kısa sürede evin içinde yayılmıştı. Annesi kokuyu alıp banyonun kapısını açtığı anda alevleri görmüşlerdi. Dışarı çıkmak istediklerinde çıkamamışlardı. Annesinin yapabildiği tek şey sürekli akan suyla ıslatarak ‘böyle alevler sana ulaşmaz kızım’ demesiydi ama dumanlar alevlerden daha hızlıydı.

Annesi bayılmıştı, kendisi de yarı baygın haldeydi. Banyonun kapısından giren itfaiyeciler dışarı çıkarırken önce çıplak bedenini kucaklayan elleri hissetti sonra sonra söndürülmeye çalışılan alevlerin arasından geçerken bayıldı.

O korku, bilinçaltına işleyen o anki hisler hayatının geri kalanını tam bir kabusa çevirdi.

Annesi banyo ettirdiği için çıplaktı, kendisini kucaklayan kişi kurtarmak için kolları arasına almıştı, bayılması soluduğu dumandandı ama zihni korkuyla o dokunuşu, bayılmasıyla o kadar bağdaştırmıştı ki ne gittiği doktorlar işe yaramıştı ne de kullandığı ilaçlar. Biri tenine teniyle dokunduğu anda bayılıyordu.

Elindeki o eldivenler olmazsa asla biriyle tokalaşamazdı, uzun kol giymezse bir dolmuşta giderken yine kısa kol giyen biri o sıkışıklıkta kolunu koluna değdirse bayılıyordu.

Tedavi için çok uğraşmıştı ama bir yerde yorulup vazgeçmişti ve bu şekilde yaşamanın yollarını bulmuştu.

Hastalığını sır gibi saklardı, yakın arkadaşları dahil kimse bilmez yazın bile sürekli uzun kollu, boğazlı giymesini eleştirir sonra eldivensiz dolaşmamasına takılırlardı ama bilip acımalarındansa bu dalga geçmeler daha katlanılırdı.

Kır bahçesine yakın bir durakta inip yürümeye devam etti. Pırıl organizasyon şirketinde çalışıyordu. Düğünlerin bir numaralı aranan organizasyon şirketleriydi. Düğün, kına, nişan yerleri kiralanır sonra kendilerine bırakılırdı ve hayal ötesi bir geceyi hazırlar çiftleri mutlu ederlerdi.

Çiftlerle görüşme, ne istediklerini anlayabilme ve hazırlıkları kontrol etme işi Tuğçe’nindi. Ten tene temas edemese de kalp kalbe temas etmeyi biliyordu. Çiftler organizasyon şirketleriyle görüşüp seçenekleri öğrenirken ne istediklerini hemen anlar o yönde konuşur işi bağlardı. Kır bahçesine girdiğinde çalışanlarda gelmeye başlamıştı.

Organizasyon şirketine ait kamyonlar sandalye ve masaları getirdiğinde elbirliğiyle indirip yeşil bahçe içine yerleştirilmeye başlandı.

Gelin özellikle fuşya renk istemişti, sandalye tülleri buna göre kesilip, dikilmişti.

Saatlerce durmadan etrafta koşturdu. Elinde bu düğün için hazırladığı listesi eksik olmasın diye her şeyi en az dört kez kontrol etti. Öğleni geçtiğinde bir an olsun durup dinlenmemişti ve diğer çalışanları da dinlendirmemişti.

Yemek aracı durduğunda, “Mola zamanı!” diye seslendi.

Herkes elindeki işi bırakıp derin bir nefes aldı. Tuğçe araca doğru ilerlerken içinden Hayri Bey indi. “Yordun yine çocukları.”

“Mecbur, düğünler bir kez olur hatanın telafisi olmaz.” Tuğçe yüzünde gülümsemesi yiyecekleri alan çalışanlara baktı. Nereye giderlerse yemek oraya gelirdi. Paketlenmiş halde olurdu. Beraber yerlerdi. Aynı firma düğün yemeği için belirlenen menüyü de hazırlıyordu.

Kendi yemeğini alıp duvar dibine, yere oturdu. “Masalardan uzak durun yemek lekesi olmasın.” dedi.

“Tamam!” diyen sesler yükseldi. Herkes Tuğçe gibi yere oturmuş yorgun halde yemeklerini yemeye dalmıştı. Yediler, yemeklerden kalan çöpleri topladılar.

“Melih Bey geliyor.” diyen sesle Tuğçe’nin kalbi hızlandı.

Pırıl Organizasyon şirketinin patronuydu. Babasından işi bir yıl önce devralmıştı. Babası işleri masa başından yürütürken o sahadan işleri yürütüyordu.

Bu şehirde Tuğçe’nin ekibiyle beraber çalışan toplamda sekiz ekipleri vardı. Günde sekiz farklı yerde düzenlenen sekiz farklı Düğün/Kına/Nişan organizasyonu bu şirketin ellerinden çıkıyordu. Diğer şehirlere giden seyyar ekipler ayrıydı. Ülkenin bu alanda en büyük organizasyon şirketleriydi.

Tuğçe’nin ise ilgilendiği tek şey Melih idi. Onu gördüğü ilk anda aşık olmuştu. Her gün yanlarına gelmiyordu çünkü takip ettiği ekipler çoktu ama haftada bir gün de olsa mutlaka kendilerine de uğrardı ve o birkaç dakikalık konuşmalar bile Tuğçe’yi kanatlandırır uçururdu.

Aşkı imkansızdı. Melih, kendisi gibi birine bakmazdı ama bu onu sevmesine engel değildi. Zaten Melih baksa da hastalığı böyle bir ilişki için engeldi.

Uygulamada reklamsız oku