MyStoryBölüm 2 / 2

Bölüm 2 / 2

KARAHİNDİBA

KARAHİNDİBA

“Tuğçe Hanım!” Melih, Tuğçe’nin tam karşısında durdu. Uzun boyu, yapılı bedeni olduğu yerde dikkat çekiyordu. Giyimi, saç şekli, duruşu, konuşması tam bir beyefendiydi.

“Hoş geldiniz Melih Bey!” Tuğçe hızlanan kalbini duyacak diye korkuyordu. Aşkı kendisinde saklıydı belli edemezdi.

“Nasıl gidiyor mutlu günler, var mı bir eksik?” Melih konuşurken ellerini cebine sokmuş etrafına bakınıp hazırlanan düğün alanını kontrol ediyordu. Konuşması sıcaktı, çalışanlarını üstten gören biri değildi ama duruşu araya gereken mesafeyi koyuyordu.

“Her şey yolunda.” Tuğçe bakışlarını Melih’den ayıramıyordu. Ou alıp bir müzeye koysalar kendisi de o müzede bekçi olup hiç dokunmadan tüm gün nöbet tutup seyretse dünyanın en mutlu insanı olurdu. Zaten dokunarak sevemezdi. En son çocukken ailesine sarılmıştı. Yangından sonra bir daha kimseye sarılamamıştı ve bazen bunun özlemini hissediyordu. Birine hiç dokunmadan yaşamak o kadar zordu ki! “Hazırlıklar bitmek üzere, düğünü her zamanki mükemmelikte yapacağız.”

Melih başıyla onayladı. “Daha sonra şikayet gelmemesi için dikkatli olalım.”

“Oluruz Melih Bey.” Tuğçe hayran hayran Melih’e bakarken farkında olmadan iç çekti. Kendi sevgisi içinde güzeldi. Hastalığından dolayı hiç sevgilisi olmamıştı, düşünmemişti de ama Melih’i böyle gizli gizli sevmeyi de sevmişti.

Birbirlerinin ruh eşi oldukları gözlerinden belliydi. İkisinin de yeşildi. Böyle uyum zor olurdu değil mi?

Hayalinde sevmeye devam edeceğini biliyordu. Kalbindeki aşkı asla dile gelmeyecekti. Belki Melih’in de sevdiği başkası vardı bunu bilmiyordu. Patronu olması dışında tanışmışlığı yoktu. Bu düşünce bile boğazını düğümledi. Sevgilisi varsa hayatın bütün üzüntüsünü yaşardı.

Melih organizasyonlarla ilgili yapılacak olan düzenlemeleri anlatırken Tuğçe’nin kendisini dinleyip dinlemediğini anlayamadı. “Tuğçe Hanım!” diyerek elini gözlerinin önünde salladı.

Tuğçe bir anda kendine geldi. “Dinliyorum Melih Bey!” dedi bozuntuya vermeden.

Melih konuşmaya devam ederken esen sıcak, tatlı rüzgar etrafa doğaya ait tozları savurdu. Uçan karahindibanın tüyü Tuğçe’nin yanağına kondu. O kadar hafifti ki farkına varmadı ama Melih'in gözünden kaçmamıştı. Kendi yanağını göstererek işaret etti. “Buranızda.” dedi.

Tuğçe yanağına dokundu ama yanlış yanağına dokunmuştu.

“Diğer tarafta!” Melih, karahindiba tüyünü almak için uzandı.

Tuğçe geri kaçmaya çalıştı ama geç kaldı. Yanağına dokunan elin sıcaklığını hissettiği anda yere düştü. Bilinçaltı korumaya geçmiş, kendini kapatmıştı.

“Tuğçe Hanım!” Melih anlık gelen şoku atlatıp tek dizinin üzerine çöktü. “Tuğçe Hanım!” diye bir kez daha seslendi.

Sonrası biraz karmaşaydı. Çalışanlar telaşla etraflarına toplanırken Melih ne yapacağını düşünüyordu. Kucaklayıp yerden kaldırdı. Gelin ve damat için ayrılmış bekleme odasına götürdü. Koltuğa dikkatlice yatırdı. Başının altına yastık koydu.

Birileri kolonya getirmişti. Elini tuttuğunda dantel eldivenleri çıkardı. “Sıcaktan tansiyonu düşmüş olabilir mi?” diyerek tahminde bulundu. Boğazlı, uzun kollu bluz bir de elini kapatan eldivenler… Bu sıcak havada neden böyle giyindiğini anlayamıyordu. Daha önce gördüğü günlerde de böyleydi. Açık giyinmek istemeyebilirdi ama en azından eldiven giymeyip bedenine temiz hava girecek bir açıklık bırakabilirdi.

Kolonya ile ellerini, bileklerini ovdu. Odanın klimasını açıp içeriyi soğuk havayla doldurdu.

Tuğçe geçen zaman sonunda gözlerini açtı. Ne olduğunu, nerede olduğunu anlamaya çalışırken yüzüne uzanan eli hatırladı ve elini Melih’in tuttuğunu fark etti. Hemen elini geri çekti. Yeni ayılmıştı tekrar bayılamazdı. Duygularını bastırmaya çalışıyordu. Bu durumu yaşamaktan nefret ediyordu. Melih yeşil gözlere dikkatle baktı. “İyi misiniz? Doktor ister misiniz?” diye sordu biraz tedirgin.

“İyiyim.” dedi Tuğçe yattığı yerden doğrulurken. “Sıcaktan olmalı.” Etrafına bakınıp eldivenlerini aradı. Gördüğü masadan alıp hemen ellerine geçirdi.

“Sıcak havada o eldivenleri takmasanız daha iyi olacak gibi.” Melih rahat haraketler karşısında tedirginliğini yok etse de gördüğü telaşa şaşkınlıkla bakıyordu. Eldivenler bu kadar önemli miydi?

Tuğçe bir an duraksadı sonra, “Güneş alerjim var, mecburum.” diye yalan söyledi. Gerçeği asla dile getiremezdi. İnsanların tuhaf bakışlarını istemiyordu. Çocukken bunu yaşamaktan bıkmıştı ve yeterince o bakışların altında ezilmişti. “İyiyim, sorun yok. Düğüne az kaldı son kez hazırlıkları kontrol edeyim.” Daha fazla soruya maruz kalmamak için kaçmanın yollarını arıyordu. Koltuktan kalkarken baş dönmesi yaşamamak için hareketleri ağırdı.

“Mutluluklar beklemez değil mi?” diyerek tebessüm etti Melih. Tuğçe’nin tuhaf davranışlarını garipsese de çok üzerinde durmadı. Belki de kendisi patron olduğu için rahat dinlenemeyip bir an önce işe dönmeye çalışıyordu.

“Asla beklemez.” Tuğçe de karşısındakinin tebessümüyle tebessüm etti. Kalbi yine hızlanmıştı. O tebessümde kaybolup gitmek istiyordu. “Özellikle de telafisi olmayan tek gecelik mutluluklar!” diye ekledi tebessümü genişlerken.

Melih önden yürümesi için Tuğçe’ye yol verdi. Tuğçe bu jest karşısında eriyen kalbini geri döndürmeye çalıştı ama çok zordu. Önlü arkalı yürüyerek bekleme odasından çıktılar.

Tuğçe kır bahçesine adım attığında kararan havayı gördü. Aklına söylediği yalan geldi. Eldivenleri çıkarmasını beklerler miydi? Belki güneş alerjisine ek olarak hava alerjisi de vardı bu yüzden gece gündüz kendini gizlemek zorundaydı. Bir yalan en fazla kaç yalana hayat verebilirdi ki?

Uygulamada reklamsız oku