MyStoryMyStory
MİHRA YASAK YAZGI

MİHRA YASAK YAZGI

Romantik Dram

6 okunma5 bölüm · ~1 saat🔥 Ateşli

Bir adamın can dostuna verdiği sadakat sözüyle, o dostun kız kardeşine duyduğu dizginlenemez tutku arasında sıkışıp kaldığı yerde tek bir sakar adım, saklanan tüm gerçekleri kül etmeye yeter.

Kendi halinde, sakin bir Anadolu köyünde yaşayan Mihra Karaca’nın hayatı sakarlıkları, içtenliği ve yüreğinde taşıdığı saf duygularıyla sürüp gitmektedir. Ancak bir akşamüstü avlularından içeri giren lüks bir araba ve o arabadan inen şehirli, karizmatik iş insanı Miran Ateşoğlu, Mihra’nın dünyasını kökünden sarsar. Miran, Mihra’nın ağabeyi Mahir’in askerlikten can dostudur. Mardinin köklü aşiretin oğlu olduğunu kimse bilmemektedir.. Köye kafa dinlemeye ve kasabaya büyük bir oto galeri yatırımı yapmaya gelmiştir. Güçlü, sert, ilkeli ve racon bilen Miran bir yanında canını emanet ettiği Mahir Ağabey’in dostluğu, diğer yanında ise Mihra’nın o saf, dik başı ve sakar adımlarıyla ruhuna saldığı adlandıramadığı o amansız çekim arasında kalır. Bir yanda dostluğun ve vicdan aşılmaz zırhı, diğer yanda tek bir dokunuşla tutuşmaya hazır devasa bir yangın… Tozlu köy yollarında başlayan bu hikâyede kaza süsü verilmiş yakınlaşmalar, çeşme başı dedikoduları, sakarlığın arkasına gizlenen utangaç bakışlar ve içte büyüyen karanlık bir kıskançlık fırtınası Mihra ile Miran’ı kaçınılmaz bir kırılmaya doğru sürükler.

İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 5 bölüm

1. Bölüm

TANDIR KOKUSU

Sabah ezanıyla gözlerimi açtım.

Avludan içeri süzülen serin hava, ince tül perdeyi usulca sallarken burnuma tandırdan yükselen sıcacık ekmek kokusu doldu. Güzel anam yine benden önce kalkmıştı. Beni uyandırmaya da kıyamamış olmalıydı. Her zamanki gibi sessizce işini görmüş, ev halkı uyanmadan hamurunu yoğurup tandırı yakmıştı.

Yatağın içinde doğrulurken yüzüme küçük bir tebessüm yerleşti. Anamın yaptığı ekmeğin kokusu, çocukluğumdan beri bana huzuru hatırlatırdı. Taş duvarlı evimizin her köşesine sinen o mis gibi koku... Ne zaman burnuma gelse, dünyanın en güvenli yerinin bu ev olduğunu düşünürdüm.

Üzerimdeki ince yorganı kenara bırakıp ayağımı soğuk taş zemine bastım. Daha güneş dağların ardından yüzünü göstermemişti. Köyün üzerine tatlı bir sessizlik çökmüş, yalnızca uzaktan gelen horoz sesleriyle koyunların meleyişi duyuluyordu.

Başımı kapının aralığından uzattığımda anamı tandırın başında gördüm. Yazmasının kenarından tüy gibi firar eden saçlarıyla nar gibi kızaran ekmekleri üst üste diziyordu. Hemen yanındaki ahşap kasada ise annesi sütsüz kaldığı için evde baktığımız yetim kuzu vardı. Anam bir yandan hamur açıyor, bir yandan da ılık süt doldurduğu biberonla kuzuyu doyuruyordu. Kuzu biberonun ucunu hırsla emerken anam gülümsüyor, "Yavaş ye kurban olduğum, boğazında kalacak," diye mırıldanıyordu.

"Beni niye kaldırmadın ana?" diye seslendim.

Başını çevirip bana baktığında gözlerinin içi güldü. Kuzunun çenesini okşayıp biberonu kenara koydu.

"Uyuyordun kuzum. Kıyamadım, biraz daha dinlen istedim."

İçim burkuldu. Analar böyleydi işte... Kendileri gün doğmadan ayakta olur, evlatlarının uykusuna bile kıyamazlardı. Yanına gidip yanağına kocaman bir öpücük kondurdum.

"Ver de kalan hamuru ben yapayım."

"Sen önce yüzünü yıka. Sonra içeri geç, sofrayı kur. Baban uyanmadan çayı koy, zeytini peyniri tepsiyen düz."

İtiraz edecek oldum ama bakışı yetti. Anamın sözünün üzerine söz söylemek kolay değildi. Başımı sallayıp avluya çıktım. Taş çeşmeden akan buz gibi suyu avuçlayıp yüzüme çarptım. Sabah ayazı tenimi ürpertse de uykumu bir çırpıda kaçırmıştı.

İçeri geçip semaverin altını yaktım. Mutfaktaki tel dolaptan akşamdan basılmış çömlek peynirini, süzme yoğurdu ve anamın kurduğu kırma zeytini çıkardım. Sıcak tandır ekmeğinin yanına tereyağını ve balı koyarken evin içinden gelen tanıdık öksürük sesiyle gülümsedim.

Babam uyanmıştı.

Biraz sonra odasının kapısı açıldı. Üzerine yeleğini geçirirken avluya çıktı. Önce gökyüzüne baktı, sonra ahıra yöneldi. Eline yem kovasını alıp ağır adımlarla yürürken yılların omuzlarına yüklediği yorgunluk her hâlinden belliydi. Saçlarına düşen aklar çoğalmıştı ama çalışmaktan bir gün bile geri durmamıştı.

Beni elinde kahvaltı tepsisiyle görünce bıyığının altından gülümsedi.

"Günaydın kızım."

"Günaydın baba."

"Anana yardım et. Sofrayı çabuk kurun, bugün işi çok."

Bugün...

O tek kelime bile içimde kelebeklerin kanatlanmasına yetmişti. Ellerim tepsinin üzerinde tatlı tatlı titredi.

Çünkü bugün ağabeyim Mahir askerden dönüyordu.

Bölümler