
YAYLADAN KONAĞA
Romantik Dram
Rize’nin hırçın dağlarında özgürce at koşturan Ahenk’in yolu, Mardin’e uzanan bir düğün davetiyle kaderin hiç hesaplamadığı bir noktaya sürüklenecek.
Rize'nin puslu sabahlarında, yeşilin ve mavinin sarmaş dolaş olduğu yamaçlarda hırçın Karadeniz suları gibi özgürce büyüyen Ahenk... Sarı saçları rüzgârda dalgalanan, aşkla meşkle işi olmayan bu fırtına kızın en büyük hayali doğup büyüdüğü topraklardan hiç kopmamaktı. Ancak babasının askerlik arkadaşından gelen bir telefon, Ahenk’in ve ailesinin hayatını kökten değiştirecek bir yolculuğun fitilini ateşler. Mardin'e uzanan bu düğün yolculuğu, ağzından çıkan her cümlenin kaderine vurulan bir mühür olduğundan habersiz olan Ahenk için dönüşü olmayan bir dönüm noktası olacaktır. Karadeniz’in asi ve dikbaşlı rüzgârı, Doğu'nun köklü gelenekleriyle karşılaştığında neler yaşanacak?
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 10 bölüm
1. Bölüm
Yayladan Konağa
Rize’nin puslu sabahlarında henüz güneş ufk kucaklamadan uyanırdım. Asi’yi ahırdan çıkarır, dizginlerini gevşetip rüzgâra doğru sürerdim. Yeşil ile mavinin sarmaş dolaş olduğu o dik yamaçlarda dörtnala koşarken, rüzgâr yüzümü okşar, saçlarımı özgürce havalandırırdı. Ormanın derin kokusu, denizin tuzlu esintisine karışırdı. Doğupbüyüdüğüm bu topraklara, Rize’ye yürekten sevdalıydım.
Atımı yavaşlatıp yaylaya vardığımda kızlar çoktan çay toplamaya başlamıştı bile. Leyla beni görünce şaşkınlıkla gözlerini açıp, "Delirmişsin sen kızım! Sabahın köründe ne işin var burada? Senin ailen gibi bir ailem olacak, ben de gelip buralarda sürüneceğim ha!" diye söylendi.
Gülümseyerek atımdan indim, gökyüzüne bakıp, "Asıl zenginlik bu Leyla, baksana," dedim. "En tepedeyiz; sisli dağlar ayağımızın altında, denizin sesi kulaklarımızda, toprağın kokusu burnumuzda..."
Zeynep elindeki çay makasını bir kenara bırakıp takıldı: "Sana güzel kızım, tuzun kuru tabii!"
Kızlar kendi aralarında tatlı bir sohbete daldılar. Kimisi geleceğinden, kimisi hayalini kurduğu beyaz atlı prensten bahsediyordu. Bir ara Zeynep dönüp bana baktı: "Eee Karadeniz güzeli, senin yok mu hiç hayalin?"
Leyla hemen söze atıldı: "Daha ne hayali olsun kızım? İdris amca gibi bir baba, Sanem teyze gibi bir anne, Alaz gibi abisi var... Daha ne istesin?"
Onlara dönüp, "Neden bunlara sahibim diye hayal kurmaya hakkım yok mu?" diye sordum.
Kızlar merakla kıkırdaştı: "E söyle bakalım o zaman, neymiş hayalin?"
Derin bir nefes alıp gözlerimi yeşilin sonsuzluğuna diktim: "Bu memleketten hiç kopmamak... Yeşile, maviye hasret kalmamak. Özgürce, daha da özgürce bu dağlarda at koşturmak. Bu havanın şifası bana yeter; aşkla meşkle işim olmaz benim. Ben buradan biyere gitmem."
Zeynep koluma hafifçe vurup güldü: "Çok büyük konuşuyorsun fırtına kızı, haberin olsun!"
Güneş tepeye tırmanırken, "Hadi bana müsaade," dedim. "Geç oldu, Sanem Hanım kapıda bekliyordur şimdi."
Eve vardığımda annem gerçekten de eli belinde, kış bahçesinin önünde volta atıyordu. "Ahenk! Beni çok yordun kızım. Dur yapma etme demekten bıktım, bari eve geç kalma!"
Atın dizginlerini bağlayıp anneme sarıldım. "Anneciğim, bırak bir bu özgürlüğüm kaldı elimde. Okul bitti, babam da 'şirkete gel' diye tutturdu zaten. Bari buralarda biraz huzur bulayım." Annem kıyamadı, gülümseyerek "Geç içeri hadi," dedi.
Biz dört kişilik bir aileydik. Annem de babam da evlatlarına gözü gibi bakan insanlardı. Babam; namı her yere yayılmış, nüfuzlu, köklü ama helali haramı çok iyi bilen yürekli bir adamdı. Abim Alaz ise vücudundaki dövmeleri ve kulağındaki küpesine rağmen özünde tam bir delikanlıydı; tabii biraz da çapkındı... O günlerde, bir gün gelip bir kadının onun aklını başından alacağını ve hayatımızı kökten değiştireceğini nereden bilebilirdik ki?
Akşam yemeğinde, her zamanki gibi abimle didişiyorduk. "Erkek gibi atı alıp ne diye bağırıp çağırarak dağlara vuruyorsun kendini?" diye laf attı Alaz.
Salatamdan bir çatal alıp, "Annemin dizinin dibinde oturmaktan iyidir, ne yapayım?" cevabını yapıştırdım.
Babam çatalını tabağına bırakıp Kaşlarını çattı: "Büyümediniz gitti ha! Yiyin yemeğinizi."
Abim babama bakıp sırıttı: "Kızının belinde Barabelli, elinde çakı, altında at... Rize’yi keşfe çıkıyor sanki."
"Keşfim bitti benim, avucumun içi gibi biliyorum her yeri. Ya sen?" dedim ikaz dolu bir tonla.
Babam tekrar araya girdi: "Hadi ama yeter, susun artık!" İkimiz de başımızı önümüze eğip yemeğimize döndük.
Gece odamın balkonuna çıktım. Sağ tarafım uçsuz bucaksız, heybetli ormana; sol tarafım ise gecenin karanlığında çalkalanan denize bakıyordu. Tam rüzgârın sesini dinlerken kapı aniden açıldı. Abim içeri daldı.
"Kapı vurmayı bilmez misin sen be adam?" dedim tersleyerek.
Gülerek yanıma geldi: "Biliyorum da sana vurmuyorum." Gece yarısına kadar memleketten, hayallerden, çocukluğumuzdan konuştuk. Abim gidince ben de huzurlu bir uykuya daldım.
Ertesi sabah kahvaltı masasındayken babamın telefonu çaldı. Arayan ismi görünce babamın yüzünde derin, sıcacık bir tebessüm açtı: "Ooo Mirza! Nasılsın dostum?"
Mirza amcayı şahsen tanımıyordum ama adını babamdan defalarca duymuştum. Babamın askerlik arkadaşıydı; babam ona her zaman "can yoldaşım" derdi.
Babam bir süre dinledikten sonra, "Tamam tamam Mirzam, sen hiç merak etme. Allah hayırlı uğurlu etsin," diyerek telefonu kapattı. Yüzündeki o neşeli ifadeyle bize döndü.
Annem merakla sordu: "İdris Bey, ne diyor Mirza Bey?"
"Büyük oğlu Şiyar’ı evlendiriyormuş. 'Gelin düğünümüz var' diyor. İki gün sonra Mardin’e gidiyoruz, tüm aile davetliyiz."
Annem sevinçle, "Gideriz tabii, ne güzel," dedi.
Abimle ben aynı anda itiraz ettik: "Biz niye geliyoruz ki? Siz gidin gelin işte!"
Babam kaşlarını çatarak bize baktı: "Ailecek dedi adam! Biliyor burada iki tane baş belası çocuk olduğunu. Gelin, farklı kültür görün; töre, edep görün, misafirperverlik görün. Doğulular çok misafirperverdir, gidin siz de öğrenin biraz."
Annem bize "Susuun" der gibi kaş göz yapınca ikimiz de sesimizi kestik. Kahvaltı biter bitmez babamla abimin evden çıkmasını fırsat bilip hemen atıma koştum. Annem arkamdan "Dur!" diye bağırsa da dinlemeyip rüzgâr gibi yaylaya sürdüm.
Yaylaya vardığımda kızlar yine çay aralarındaydı. Leyla beni görünce gülerek, "Gel fırtına kız, geç kaldın bugün!" dedi.
Nefes nefese, "Babam evden geç çıktı bugün," diye sitem ettim. Sonra haberi patlattım: "Mardin’e gidiyoruz."
Kızların hepsi şaşkınlıkla durakladı. "Ne Mardin’i kız?" dediler.
Leyla gözlerini kırpıştırıp takıldı: "Yoksa beyaz atlı ağanı görmeye mi gidiyorsun?"
Elimdeki odun parçasını yere atıp, "Saçmalama Leyla! Ne ağası, işim olmaz benim öyle şeylerle," dedim kestirip atarak. Ama nereden bilebilirdim ki; ağzımdan çıkan her cümlenin, kaderimin üzerine vurulan birer mühür olduğunu...
Kızlar merakla nedenini sorunca devam ettim: "Babamın askerlik arkadaşı oğlunu evlendiriyormuş, ailece çağırdı. Gitmek zorundayız..."
Bölümler
Bunları da seveceksin

Bana İhanet Ettiğin O Gece
Romantik Dram

Kara Yazgının Kızı
Romantik Dram

18+ BOKSÖRÜN KIZIL ATEŞİ
Romantik Dram

18+ Kaderin Düğümü
Romantik Dram

18+ Patronumla Yasak Aşk (Avukatın Şehveti) - Tamamlandı
Romantik Dram

21+ Ağa'nın Miras Eşi
Romantik Dram

21+ Ağanın Gül Güzeli 🔥 (Tamamlandı)
Romantik Dram

21+ İskoçun Ateşli Ganimeti (Zoraki Evlilik- Tamamlandı)
Romantik Dram