MyStoryBölüm 2 / 3

Bölüm 2 / 3

Töre ve Teslimiyet

Dedem olacak o adamın sözleri, birer mıh gibi zihnime çakıldı. Gözlerim salondaki kalabalıkta, o yabancı yüzlerin arasında gezindi ve sonunda babamı buldu. Bana acı dolu gözlerle bakıyordu.— Baba...Babamdan ses çıkmadı. Sessizliği yine o adamın, dedemin sesi parçaladı:— Abin, Altındağlıların kızı Zeynep’i kaçırdı! Altındağlılar karşılığında can ister; ya abinin canı ya senin...Söyledikleri akıl kârı değildi. Cümleleri hem saçma hem de derin bir geri kalmışlık barındırıyordu.— Bu çok saçma! Hangi devirde yaşıyoruz? Berdel mi kaldı?Dedem iki adımda yanımda bitti. Çenemi sertçe kavrayıp gözlerini gözlerime kenetledi:— Elin gavur memleketinde büyümüşsünüz, babanız olacak o saf adam sizi eğitememiş! Urfa’da zaman geçmez kızım, burada töre konuşur!Bakışlarındaki o karanlık korkunçtu. Elinden kurtulup iki adım geriledim.— Ben okuyorum! Doktor olacağım! Sizin saçma sapan törelerinize kurban gitmeyeceğim.— Tamam, oku sen. Karışmayın kıza, okusun. Hatta bugün gitsin.Sesin geldiği yöne döndüm. Kimdi bu? Orta yaşlı, soğuk bakışlı bir adam...— Ne dersin sen Abdullah? dedi dedem, hayretle.— Baba, madem okumak istiyor, demek ki abisinin canının onun için bir önemi yok. Biz de Berfin’i veririz, küçüğü gider.Amcam olduğunu anladığım adama şok içinde baktım. Berfin... Daha on dördündeydi. Bu mümkün olabilir miydi? Abim aniden öne atıldı:— Bacılarıma dokunmayın! Ne olacaksa bana olsun, onlara karışmayın!Babaannem olduğunu tahmin ettiğim yaşlı kadın feryat etti:— Olmaz Cihan! Seni öldürürler yavrum!Olaylar öyle saçma, öyle içinden çıkılmaz bir hal almıştı ki anlatamam. Herkes sustu. Babam yavaşça yanıma yaklaştı, ellerimi titreyen ellerinin arasına aldı:— Bana çok kızgınsın biliyorum Yezda... Ama abinin canı ne olacak? Eğer bana "Baba, ben istemiyorum, olmaz" dersen seni hemen geri gönderirim. Berfin’i de vermem. Ama o zaman abin de o kaçırdığı kız da ölecek. Bana bir şey söyle kızım, ben de şaşıp kaldım.Babamın sesindeki o derin çaresizlik içimi paramparça etti. Ama ben de ölecektim; hem de yaşarken, canlı canlı mezara girecektim.Dedem sabırsızca babama seslendi:— Hadi Bekir! Kararını ver!Babam başını zorlukla kaldırdı, gözleri dolarak:— Yezda olmaz baba... Kızım ölür orada.Dedem, hem babamı hem de beni sınayan o hoşnutsuz bakışlarını üzerimize dikti... Dedem, son sözünü bir infaz kararı gibi bıraktı ortaya:— Haber verin o zaman Altındağlılara! Bizde verilecek can yokmuş desinler. Önce Zeynep’i öldürsünler, sonra gelip Cihan’ın canını alsınlar!Annemden kopan feryat kulaklarımızı sağır etti:— Hayır! Hayır! Cihan olmaz, oğlum olmaz! Bekir, çocuklarımızı da alıp gidelim buradan, neyi bekliyoruz hâlâ!Abim ise kararlıydı, geri adım atmıyordu:— Ana, Zeynep’i onların eline bırakıp nasıl gelirim? Onu ölüme terk edemem ana, ne derseniz deyin!İşler iyice sarpa sarmıştı; neye el atsalar ellerinde kalıyordu, her yol bir çıkmaza varıyordu. Bir süre sonra dedemin telefonu çaldı. Ekrandaki ismi görünce dedemin yüzü ekşidi. Telefonu açıp sadece dinledi, ardından buz gibi bir sesle karşılık verdi:— Verilecek kız yok!— ...— Biliyorum, sonu ölümdür.Karşıdaki adam belli ki infaz hükmünü vermişti. Abime baktım; gözlerindeki o saf korkuya... Kimin içindi bu korku? Sevdiği kadın için mi, yoksa kendi canı için mi?Annem sanki içi sökülüyormuşçasına ağlıyordu. Daha fazla dayanamadım, kelimeler ağzımdan bir anda dökülüverdi:— Tamam! Tamam durun... Evleneceğim. Tamam, kabul ediyorum.Babam dehşet içinde bana döndü:— Yezda, ne yaptın sen?— Baba... Abim...Dedemin yüzünde karanlık ve hoşnut bir gülümseme belirdi:— Akşam gelin! Berdel olacak!Sessiz sessiz, içim yana yana ağlamaya başladım. Abim yavaşça yanıma yaklaştı, sesi titriyordu:— Özür dilerim... Bedeli senin ödeyeceğini bilemezdim.Ona öyle bir nefretle baktım ki, bakışlarımın ağırlığı altında ezildiğini hissettim:— Sen... Sen benim hayatımı çaldın! Sen benim hayallerimi, geleceğimi çaldın. Sen çok bencilsin abi!Abimin gözleri doldu, tek kelime edemedi. Beni o enkazın ortasında bırakıp gitti. O sırada kuzenim olduğunu anladığım kızlar, ürkek adımlarla yanıma yaklaştılar... Kuzenlerimi takip edip odaya çıktım.— Ben Abdullah’ın kızı Zilan.— Ben de Ferzan’ın kızı Dilan.Gözlerine baktım; çok güzellerdi. Yeni tanışıyorduk. Zilan hayranlıkla fısıldadı:— Dedikleri kadar varmışsın, ne kadar güzelmişsin.Onlara acı bir tebessüm yolladım ama kapı hışımla açılınca gülüşüm yüzümde dondu. Sert bakışlı bir kadın içeri daldı:— İşiniz gücünüz yok mu sizin? Ne edersiniz burada!Kızlar korkuyla aşağı kaçtı. Kadının yüzündeki "degl"ler (geleneksel dövmeler) ve o sert bakışları, Urfa’nın ağır şivesiyle birleşince iyice korkunç görünüyordu. Ona anlamsızca baktım, o ise hiçbir duygu belirtisi göstermeden çıktı gitti.Nihayet akşam olmuş, herkes avluda toplanmıştı. Kapı açıldı ve içeri sayısız erkek girdi. Pencere kenarına koşup aşağıya baktım; avlu kadınlar, erkekler ve genç bir kızla dolup taşıyordu. Ben onları izlerken aşağıdakilerden biri başını kaldırıp konağa baktı. Gözlerimiz birleşince nefesim kesildi, hemen geri çekildim. Hangisiydi? Kimdi? Ne olacaktı?Dilan odaya girdi:— Yezda, seni çağırıyorlar.Cılız bedenim titreyerek aşağı indim. Bütün gözler üzerimdeydi. Karşıda oturan yaşlı adam, Zinar Ağa söze girdi:— Karar berdeldir, değil mi?Dedem tek kelimeyle infazımı imzaladı:— Evet!Ağlayarak öne atıldım:— Bu çok saçma! Onlar birbirini sevmiş, evlensinler ama bizi bırakın. Neden iki farklı hayat mahvoluyor? Benim okulum var, hayallerim var!Çıt çıkmadı. İçlerinden biri, sanki ben orada yokmuşum, o cümleleri hiç kurmamışım gibi soğukça konuştu:— Yarın gelir, alırız.Gittiler... Kiminle evlenecektim? Yaşlı mıydı, yoksa kuma mı olacaktım? Kafayı yemek üzereydim. O sırada telefonum çaldı; Beritan arıyordu.— Beritan!— Hayırsız! İnsan bir arar, vardım der...— Beritan, abim beni kandırmış! Berdel olarak verdiler beni, yakıyorlar beni Beritan!Beritan şoktan kekelemeye başlamıştı ki telefon elimden sertçe çekildi. Gençten biriydi bu.— Sen kimsin! Ne hakla telefonumu alırsın?— Ben amcanın oğlu Delil. Kes sesini de kaderine razı gel!Telefonu alıp defolup gitti. Sabah olmuştu, kapı üzerime kilitliydi. Ağladığım yerde uyuyakalmıştım. Avluda amansız bir hazırlık vardı. Annem uyandığımı görünce bağırdı:— Yezda uyanmış, hadi açın şu kapıyı!Dedemin o nefret dolu sesi duyuldu:— Akşama hazırlanması için açılır ancak o kapı!Ve o korkunç akşam geldi. Dini nikah için imam geldi. Cılız bedenimi kolumdan tutup bir odaya sürüklediler. Kapı açıldı; içeri 1.90 boylarında, gözleri gece karası, çenesi gerginlikten kaskatı kesilmiş bir adam girdi. Simsiyah saçları ve çatık kaşlarıyla muazzamdı ama o benim celladımdı.İmam, "Oturun," deyince anladım kocamın o olduğunu. Adı Adar’dı... Sidar oğlu Adar.İmam sordu:— Bekir kızı Yezda, Sidar oğlu Adar’ı kocalığa kabul ediyor musun?Ağlayarak imama baktım:— Beni zorla veriyorlar, istemiyorum! Bana yardım et!İmam korkuyla bir bana, bir Adar’a baktı. Sorusunu sanki hiçbir şey dememişim gibi tekrarladı. O da onlardan korkuyordu. Yanımdaki adamdan ilk kez ses çıktı, sert ve sabırsızdı:— Ediyorum desene! Ne kadar bekleyeceğiz?Korkuyla gözlerine baktım ve fısıldadım:— Ediyorum...Nikah kıyıldı. İmam mehir olarak ne istediğimi sordu. Tek bir kelime döküldü dudaklarımdan:— Özgürlük.Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. İmamın "Artık karı kocasınız" nasihatleri kulağımda uğulduyordu. Adar’ın babası Sidar Ağa içeri girdi:— Yarın resmi nikah ve düğün olacak. Ondan sonra ne biz Altındağlıları tanırız, ne onlar bizi.Zeynep orada kalmıştı. Sidar Ağa, "Benim Zeynep diye bir kızım yok artık, o istenmeyi bile hak etmiyor," diyerek kestirip attı. Zeynep’e baktım; ay ışığının altında bir yıldız gibiydi. Abimin ona neden vurulduğunu anlamak zor değildi.Avluda dedem anneme dönüp o iğrenç cümleyi kurdu:— Hatırlıyor musun Gönül? Yıllar önce sen oğlumu benden aldın, şimdi de ben senden kızını aldım. Ödeştik.Annem tiksinerek baktı:— Ben seni asla affetmedim, sen benim için yoksun!Dedem öfkeyle bağırdı:— Düğünden sonra Bekir de bu karısı da sürgün edilecek! Bir daha buraya adım atmayacaklar!Babam çaresizce, "Canımı burada bırakıp gidemem," dese de dedem Nuh diyor peygamber demiyordu. Hayat bize oyununu oynamıştı bir kere.Ertesi sabah konvoy sesleriyle uyandım. Bedenim zangır zangır titriyordu. İçeri iki kadın girdi; biri Adar’ın kardeşi Rojda, diğeri yengesi Fatıma. Getirdikleri gelinlik bana iki beden büyüktü.— Tüh, büyük almışız, değiştirelim, dediler.— Hayır! dedim buz gibi bir sesle. Büyükmüş, küçükmüş umurumda değil. Bu benim gelinliğim değil, kefenim!Beni hazırlayıp aşağı indirdiler. Adar, simsiyah takımıyla karşımda duruyordu. Kırmızı duvağın altında hıçkırırken arkadan bir çığlık koptu: — Yezda! Yezda ne oluyor burada!

Uygulamada reklamsız oku