Bölüm 2 / 50
Masa Altındaki Ateş
Akşamki aile yemeği, tam anlamıyla kusursuz bir işkenceydi. Şehrin en lüks restoranının özel odalarından birindeydik. Kardeşim Chloe, Killian'ın koluna neşeyle girmiş, şampanyasından yudum alarak düğün detaylarını anlatırken, benim boğazıma koca bir yumru oturmuştu. Lokmaları yutamıyor, sadece tabağımdaki yemeği çatalla iteliyordum.
"Sen ne düşünüyorsun, Sienna?" diye sordu Chloe birden, gözleri parlayarak. "Masa süslemeleri tamamen beyaz mı olsun, yoksa gümüş detaylar mı ekletelim? Killian ikisinin de bana çok yakışacağını söylüyor ama senin sanatsal gözüne ihtiyacım var."
Cevap vermek için kurumuş dudaklarımı araladım. "Bence beyaz..." diye söze başladığım an, masanın altından bacağıma sürtünen sert dizle nefesim aniden kesildi.
Gözlerimi hızla tam karşımda oturan Killian'a çevirdim. Yüzünde hiçbir mimik yoktu, bir elinde şarap kadehini tutuyor, Chloe’nin anlattıklarını büyük bir dikkatle dinliyormuş gibi yapıyordu. Ancak masanın altındaki diğer eli, ipek elbisemin yırtmacından usulca içeri sızmış, çıplak tenimde tehlikeli bir yolculuğa çıkmıştı.
İri, sıcak parmakları diz kapağımdan yukarı doğru yavaş, kışkırtıcı bir şekilde kayarken, masanın altındaki oksijenin alev aldığını hissettim. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacakmış gibi atıyor, yüzüme hücum eden kanı gizleyemiyordum.
"Sienna? İyi misin? Yüzün kızardı," dedi Chloe endişeyle kaşlarını çatarak.
Killian'ın parmakları tenime biraz daha baskı uyguladığında dudaklarımdan küçük, boğuk bir inilti kaçmasına engel olamadım. Masanın altındaki eli, beni tamamen kendi kontrolüne almıştı.
"İyiyim," diye fısıldadım, nefes nefese, gözlerimi doğrudan Killian'ın o zalim ve karanlık gözlerine dikerek. "Bence süslemeler... ateş rengi olmalı. Beyaz fazla masum."
Killian'ın dudaklarının kenarında tehlikeli, zafer dolu bir tebessüm belirdi. Şarap kadehini hafifçe bana doğru kaldırırken, bu masadan sağ çıkamayacağımı ve bu yalanın beni yavaş yavaş zehirleyeceğini çok iyi biliyordum.