MyStoryBölüm 2 / 38

Bölüm 2 / 38

Düşmanın Tenine Temas

Sadece üç gün. Şehrin en büyük mafya savaşı, beni bir eşya gibi bu adama satarak sadece üç gün içinde "sözde" bir barışa dönüştürülmüştü. Nişan töreni, Roman'ın Long Island'daki devasa, hisar gibi korunan malikanesinde yapılıyordu. Üzerimde, Roman'ın bana özel olarak gönderdiği, nefesimi kesecek kadar dar, simsiyah, sırtı tamamen açık bir gece elbisesi vardı. Elbisenin sağ bacağındaki derin yırtmaç sayesinde, uyluğuma bağladığım deri jartiyerin içindeki zehirli hançerimi rahatça hissedebiliyordum. O hançer, bu gece bu şovu bitirmek için oradaydı.

Balo salonunda yüzlerce sahte, kanlı yüze gülümserken, arkamdan o ağır, odunsu parfümün kokusunu aldım.

"Siyahın sana bir cenaze kıyafeti gibi yakışacağını biliyordum," dedi Roman'ın kalın sesi kulağımın dibinde.

Arkamı dönüp ona baktığımda, nefesimi tutmak zorunda kaldım. Siyah smokini içinde gerçekten bir şeytan kadar kusursuz görünüyordu. Elindeki şampanya kadehini bir kenara bıraktı ve hiçbir uyarı yapmadan elini belime attı. "İlk dans," diye fısıldadı. "Bütün bu akbabalar bizim ne kadar 'aşık' olduğumuzu görmek istiyor."

"Sana dokunmaktansa, o akbabalara canlı canlı yem olmayı tercih ederim," diyerek onu itmeye çalıştım.

Ama Roman beni öyle sert, öyle güçlü bir şekilde kendine çekti ki, göğsüm doğrudan onun o taş gibi sert göğsüne çarptı. Bir eli açık sırtımdaki çıplak teni kavradığında, teninden yayılan o devasa ateş beni yaktı. Soğuk mafya babası, dokunduğu an yakıcı bir cehenneme dönüşmüştü. İstemeyerek de olsa pistin ortasına, yüzlerce insanın bakışları arasına sürüklendim.

Müzik yavaş ama ritmik bir şekilde çalarken, beni tamamen kendi ritmine hapsetti. Adımlarımız, tıpkı aramızdaki nefret gibi uyum içindeydi. Çarpışıyor, birbirimizi eziyor ama asla kopmuyorduk.

"Sakin ol, Malaya (küçüğüm)," diye fısıldadı kulağıma. Pürüzlü avucu sırtımdaki çıplak tenimde aşağı doğru, tehlikeli bir yavaşlıkla kayıyordu. "Bütün salon sana nasıl sahip olduğumu izliyor."

"Sen bana asla sahip olamayacaksın," diye tısladım. Elimi onun omzuna koydum ama tırnaklarımı ceketinin altından etine geçirdim. "Bu oyun bittiğinde, cesedini köpeklere atacağım."

Roman hafifçe güldü. Göğsünün sarsıntısını kendi göğsümde hissettim. Dansın dönüş hareketini kullanarak beni geriye doğru yatırdı, bütün bedenimi tek bir koluyla taşıyordu. Yüzü yüzüme santimler kadar yakındı. Gözlerindeki o karanlık, avcı pırıltısı ilk defa bu kadar netti.

Ve o an, sırtımdaki eli aşağıya, yırtmacımın başladığı noktaya kaydı. Parmakları elbisenin ince kumaşını sıyırıp uyluğuma dokundu. Bacağımın iç kısmına, tam hançerimi sakladığım jartiyerin üzerine dokunduğunda kanım dondu. Parmakları deri kayışı ve bıçağın soğuk kabzasını yavaşça okşadı.

"Tenin ateş gibi yanıyor, Lyra," diye hırladı, nefesi doğrudan dudaklarıma çarpıyordu. Parmakları hançerimin etrafında, çıplak bacağımın üzerinde kışkırtıcı bir daire çizdi. "Ama yatağıma bir bıçakla gelirsen... seni o bıçağın üzerinde nefessiz bırakırım. Anladın mı?"

Beni hızla geri kaldırdığında bacaklarımın titrediğini fark etmemeye çalışıyordum. Bu adam sadece zeki değildi; aynı zamanda benim karanlığımı kendi şeytani zihniyle eşleştirebilen tek adamdı.

Uygulamada reklamsız oku