Bölüm 3 / 38
Ölümcül Gerdek Gecesi
Ve o lanet olası an gelmişti. Yüzlerce mafya babasının önünde edilen sahte yeminler, parmağıma takılan o devasa elmas yüzük ve sahte gülücükler bitmişti. Roman'ın malikanesinin en üst katındaki devasa yatak odasının ağır meşe kapısı kapandığında, odada sadece o ve ben vardık.
Gelinliğim, kabarık değil, vücudumu bir yılan gibi saran, buz beyazı ipekten tasarlanmıştı. Roman papyonunu çözüp yakasını açarken, gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Ben ise doğrudan odanın ortasındaki o devasa, siyah ipek çarşaflı yatağa bakıyordum. Babamın emri netti: Yatağa girdiğinde onu o zehirli hançerle öldür. Gerisini biz halledeceğiz.
"Elbisenin fermuarını açmamı ister misin?" diye sordu Roman. Sesi, odanın içindeki loş ışık kadar karanlıktı. Odanın köşesindeki bara yürümüş, kendine bir viski dolduruyordu. Sırtı bana dönüktü.
Bu benim tek şansımdı.
Sessizce, panter gibi bir çeviklikle gelinliğimin yırtmacından uyluğuma bağladığım hançeri çektim. Adımlarımı tamamen sessizleştirerek ona doğru yaklaştım. Aramızda bir metre kaldığında, bıçağı havaya kaldırdım ve bütün gücümle onun sırtına, kalbinin tam arkasına doğru indirmek için hamle yaptım.
Ama Roman benden çok daha hızlıydı.
Sanki arkasında gözleri varmış gibi, havada süzülen bileğimi tek bir hamlede, çelik gibi sert parmaklarıyla kavradı. Benim ivmemi kullanarak bedenimi hızla kendi etrafında döndürdü ve sırtımı barın mermer tezgahına öyle bir çarptı ki akciğerlerimdeki bütün hava boşaldı.
Elindeki viski bardağı yere düşüp paramparça olurken, Roman havada tuttuğu bileğimi acımasızca büktü. Bıçak parmaklarımın arasından kayıp zemine, cam kırıklarının arasına düştü.
"Babanın seni gerçekten bu kadar basit bir suikast için kullanacak kadar aptal olduğunu düşünmemiştim," diye hırladı Roman. İki eliyle kollarımı kavrayıp beni mermer tezgaha tamamen hapsetti. Bedeni, gelinliğimin ince ipeğini ezerek bedenime amansızca yapıştı.
"Bırak beni!" diye çırpındım. Bir dizimi kaldırıp kasıklarına vurmaya çalıştım ama o kendi bacağını bacaklarımın arasına öyle sert bir şekilde geçirdi ki, hareket alanımı tamamen sıfırladı. Sürtünme, öfke ve o durdurulamaz adrenalin, odadaki oksijeni saniyeler içinde alevlendirdi.
"Sana o bıçakla gelirsen seni nefessiz bırakacağımı söylemiştim," dedi, yüzü yüzüme o kadar yakındı ki nefesini soluyordum. Gözlerindeki siyah girdap, benim öfkemle birleştiğinde devasa bir yangına dönüştü. Beni öldürmesini, boğazımı sıkmasını beklerken, o hiç beklemediğim bir şey yaptı.
Bir eli saçlarıma amansızca karıştı, başımı geriye doğru çekerek boynumu tamamen savumasız bıraktı. Diğer eli, ipek gelinliğimin yakasından tutup tek bir hamlede kumaşı ikiye bölercesine yırttı. İpeğin yırtılma sesi, viski bardağının kırılma sesinden çok daha gürültülüydü.
"Seninle oynadığım bu yalan bitti," diye fısıldadı, dudakları boynumdaki şah damarıma, nabzımın korku ve tarifsiz bir çekimle delicesine attığı o noktaya sertçe kapandı.
Dudakları tenimi yaktığında ağzımdan kaçan o çaresiz iniltiye engel olamadım. Nefret ediyordum. Onu kendi ellerimle parçalamak istiyordum. Ama o dudakları dudaklarımı vahşi, cezalandırıcı bir açlıkla işgal ettiğinde; kollarım onu itmek yerine geniş omuzlarına dolandı. Bar tezgahının üzerinde, aramızdaki o ölümcül kin, ikimizin de durduramayacağı, kuralsız ve hastalıklı bir şehvete dönüştü. Tırnaklarımı onun sırtına geçirdim, onu kanatmak istedim; o ise beni tamamen mülk edinmek, ruhumdaki o asi kızı ezip geçmek istiyordu. Bu bir balayı değildi; bu, iki canavarın kanlı birleşmesiydi.