Bölüm 4 / 38
Sabahın Soğuk Namlusu
Gözlerimi açtığımda, bedenimdeki her bir kas sızlıyordu. Burnuma dolan o ağır, odunsu ve maskülen koku nerede olduğumu saniyeler içinde zihnime kazıdı. Dün gece o mermer bar tezgahının üzerinde başlayan ve bu devasa yatağın siyah ipek çarşafları arasında sabaha kadar süren o kuralsız, vahşi savaşın izleri tenimin her köşesine kazınmıştı.
Düşmanımla sevişmiştim. Hem de onu öldürmem gereken gece, kendi görevimi unutarak, onun tenindeki o kavurucu ateşe kendi isteğimle atlamıştım.
Yavaşça doğrulmaya çalıştığımda, belimde hissettiğim ağır, kaslı kol beni geri çekti. Roman yanımdaydı. Üzerinde hiçbir şey yoktu. Yüzüstü yatıyordu ve geniş, yara izleriyle dolu sırtı tamamen açıktaydı. Ancak gözleri kapalı değildi. Başını hafifçe çevirmiş, o koyu, dipsiz gözleriyle doğrudan bana bakıyordu. Dün gece tenimde bıraktığı morlukları, boynumdaki o kırmızı dudak izlerini incelerken gözlerinde zerre kadar pişmanlık yoktu; aksine, eserine bakan sapkın bir sanatçı gibiydi.
"Günaydın, karıcığım," dedi pürüzsüz, uykulu ama bir o kadar da tehlikeli bir sesle.
İpek yorganı göğsüme doğru çektim, kalbim dünkü öfkesini yeniden harlamaya çalışıyordu. "Bana öyle seslenme," diye tısladım.
Roman hafifçe kıkırdadı. Bu adamın gülüşü bile insanın kanını donduracak kadar karanlıktı. Dirseğinin üzerinde doğruldu, boşta kalan elini yastığımın altına doğru uzattı. Elini geri çektiğinde, parmaklarının arasında dün gece onu öldürmek için kullandığım o gümüş işlemeli, zehirli hançerim duruyordu.
Bıçağı ustaca parmaklarının etrafında çevirdi ve bıçağın soğuk, keskin yüzeyini benim çıplak omuzumdan aşağıya doğru yavaşça kaydırdı. Soğuk metal tenime değdiğinde nefesimi tuttum. Bıçak köprücük kemiğimi aşıp göğüs oluğuma kadar indiğinde, gözleri bıçağın ucunu takip ediyordu.
"Baban seni ölüme gönderdi, Lyra," dedi fısıltıyla. "O hançeri sırtıma saplasaydın bile, kapıdaki adamlarım saniyeler içinde odaya girip seni delik deşik edecekti. Bratva'nın lideri, kızını barış masasında gözden çıkardı. Bunu sen de benim kadar iyi biliyorsun."
Kelimeleri, zaten bildiğim ama yüzleşmekten kaçtığım o gerçeği bir tokat gibi yüzüme çarptı. Babam beni feda etmişti. Ama bunu onun ağzından duymak, içimdeki nefreti daha da körükledi.
"Kendi ailem hakkında senden ders alacak değilim," diyerek eline uzandım ve bıçağı parmaklarının arasından sertçe çekip aldım. "Ve yatağına girmem, sana teslim olduğum anlamına gelmez Valenti."
Roman üzerime doğru eğildi. Bütün ağırlığıyla beni yatağa hapsederken, göğsü göğsüme amansızca bastırıyordu. Dün geceki o yakıcı çekim, aramızda yeniden, saniyeler içinde alevlendi. "Bana teslim olmadın," diye hırladı dudaklarıma doğru. "Benimle savaştın. Ve bu gece... Bu gece seni daha da sert bir savaşa zorlayacağım, ta ki benim adım dudaklarından bir yakarış gibi dökülene kadar."
Dudakları dudaklarımı vahşi bir açlıkla esir aldığında, elimdeki hançeri sıkıca kavrıyor ama onu itemiyordum. Çünkü bu adamın karanlığı, benim içimdeki şeytanı uyandırmıştı ve ben bu uyanıştan hastalıklı bir zevk alıyordum.