MyStoryBölüm 1 / 44

Bölüm 1 / 44

Kuyu (Paranormal Mücadele Serisi 2)

Kuyu (Paranormal Mücadele Serisi 2)

Bölüm
44
Puan
Yeni
Okunma
14

BÖLÜM 1 – SAM’İN ÇAĞRISI

Agatha, gençleri evden uğurladıktan sonra mutfağa döndü. Masanın üzerinde duran telefon hâlâ parmaklarının ısısını taşıyordu. Sabah gelen haberin ağırlığı, oturduğu sandalyeyi bile daha soğuk hissetmesine neden olmuştu. Dışarıda gri gökyüzü, günün geri kalanının kasvetini çoktan ilan etmiş gibiydi. Elinde tuttuğu kahve fincanı bir süredir soğumuştu. Ama fincanı bırakmadı. Çünkü aklı, hâlâ sabahki konuşmadaydı. Dina’nın heyecanlı sesi hâlâ kulağında çınlıyordu. “Sam aradı. Yardım istiyor. Kardeşiyle ilgili yıllar önce yaşanmış bir olay kafasına takılmış. ‘O bir lanetin kurbanıydı’ diyor. Ve… rüyasında kardeşini görmeye başlamış.” Bu sözler Agatha’nın zihninde tekrar tekrar dönüp duruyordu. Rüyalarda beliren bir ruh, yıllarca bastırılmış bir suçluluk, ormanın içinde kaybolan bir yaz... Hepsi korkutucu ama tanıdıktı. Paranormal olaylara dair pek çok vakaya tanıklık etmişti ama en tehlikelileri her zaman kişisel olanlardı. Chris’in ayak sesleri koridordan duyulunca toparlandı. Oğlan içeri girdiğinde gözleri yorgun ama meraklıydı. Yüzündeki ifadeden, Agatha’nın konuşacak bir şeyleri olduğunu hemen anlamıştı. “Sandviç efsaneydi,” dedi ciddiyeti bozmaya çalışarak. “Ama bu bakışların... yeni bir hikâyeyi haber veriyor.” Agatha hafifçe tebessüm etti. “Bir şey dememiştim daha.” Chris sandalyeye oturdu, çantasını yere bıraktı. “Anane, ne zaman bir şey söylemeden önce böyle davranmaya başlasan, başımıza tuhaf şeyler geliyor.” Agatha başını eğerek bir an düşündü. “Bu sefer belki biraz daha tuhaf.” Chris’in gözleri irileşti. “Hatırlıyor musun, Sam’ı? Dedektif çocuk... Sizin vakadan sonra bir süre ondan haber alamamıştık.” “Evet, seni pek ciddiye almamıştı ilk başta. Sonra kendi gözleriyle görünce inanmıştı. Ne oldu ona?” Agatha fincanı elinden bıraktı. Parmakları soğuk seramiğe dokunduğunda ürperdi. “Bu sabah Dina aradı. Sam’in kardeşi... yıllar önce intihar etmişti. Ama şimdi Sam, bunun bir lanetin sonucu olduğuna inanıyor.” Chris başını yana eğdi. “İntihar… ama lanet? Aradaki bağlantı ne?” “Ormanda, dedelerinin çiftliğinin yakınlarında eski bir kuyu varmış. Yıllar önce, çocukken, kardeşi oraya girmiş. Sonra davranışları değişmiş, kabuslar, hezeyanlar... ve en sonunda ölüm. Aile bunu hep psikolojik bir çöküş olarak görmüş. Ama Sam artık emin değil. Çünkü... dün gece kardeşini rüyasında görmüş.” Chris bir süre sessiz kaldı. “Rüyasında ne demiş?” Agatha sesi kısıp, neredeyse fısıltıyla söyledi: “‘Beni kurtar.’” Chris’in yüzündeki ifade ciddileşti. “Bu... gerçek mi? Bize geliyor mu?” Agatha başını salladı. “Hafta sonu burada olacak. Bizden yardım isteyecek.” Chris bir an düşündü. Sonra gözlerini Agatha’ya dikti. “Bu işin içinde ben de varım, değil mi?” “Bu karar sana ait.” “Hayır, değil,” dedi Chris hafifçe gülerek. “Senin torununum. O yüzden muhtemelen kaderimde ruhlarla uğraşmak var.” Agatha bu sözle gülümsedi ama gözleri hâlâ hüzünle doluydu. “Bu sefer farklı. Sam’in ruhu yorgun, kafası karışık. Kardeşinin ruhuysa... hala orada olabilir. Ve biz... onu bulmak zorundayız.” Chris derin bir nefes aldı. “Yani… yine bir ölüyle konuşacağız.” “Belki,” dedi Agatha. “Ama bu sefer sadece ruhlarla değil, geçmişle de yüzleşeceğiz.” O gece Agatha geç saatlere kadar oturup eski vakalara dair tuttuğu notlara göz attı. Bu işte alışkanlık olmuştu artık: her yeni vaka öncesi, geçmişin gölgeleriyle konuşmak gibi... Chris ise odasında sessizce dinlenmeye çalışıyordu ama içi huzursuzdu. Dışarıdaki rüzgar bile farklı esiyordu sanki. Yatağına uzandığında, gözlerini kapatmadan önce tek bir cümle döküldü dudaklarından: “Lanetli bir kuyu... Rüya gören bir ölü… Bu sefer işler gerçekten değişecek.” Agatha notlarını toplarken saate göz gezdirdi. Gece yarısını geçeli olmuştu. Lambanın solgun ışığı, salondaki eski dosyaların üzerine yumuşak bir gölge düşürüyordu. Elini alnına dayadı, birkaç saniye gözlerini kapattı. Sam’in sesini hayal etti. O kararsız, bastırılmış ama yardım isteyen tınıyı... Rüyalarında kardeşini görmeye başlaması, onun artık kendi inkarını kırdığını gösteriyordu. Bu, hem umut verici hem de tehlikeliydi. Salondaki sessizlik bir anlık gıcırdayan parke sesiyle bölündü. Chris, pijamalarıyla kapının eşiğinde belirdi. “Uyuyamadım,” dedi. “Bir bardak su içecektim.” Agatha dosyaları toparladı, eline geçirdiği bir kalemi bırakırken başını salladı. “Haklısın, uyumak kolay değil bu gece.” Chris yanına gelip koltuğun kenarına oturdu. “Sence kardeşi gerçekten ruh gibi mi görünüyor? Yoksa... sadece Sam’in vicdanı mı konuşuyor?” Agatha düşündü. “Belki ikisi birden. Bazı yaralar zamanla kapanmaz. Üstü örtülür, ama içeride hep kanar. Sam’inki de öyle bir yara bence.” Chris başını salladı. “Yine de... bu işin sonunda neyle karşılaşacağımızı hiç bilmiyoruz.” Agatha gözlerini ona çevirdi. “Biliyor musun, en çok da bu yüzden korkarım hep: Görmediğin şeyden değil, geçmişte unuttuğunu sandığın şeyin geri dönmesinden.” Chris kalkarken hafifçe gülümsedi. “Bence uyusam iyi olacak. Kuyuya inmeden önce biraz enerji toplamam lazım.” Agatha başıyla onayladı. “Sabah birlikte kahvaltı yaparız. Cumartesi sabahı Sam burada olacak.” Chris odasına dönerken koridor karanlıktı. Hafifçe arkasına döndü, Agatha’nın hâlâ masaya eğilip düşüncelere daldığını gördü. Ev sessizdi ama gecenin içinde sessizlik başka bir şeydi. O sessizlik sanki bir şeylerin yaklaşmakta olduğunu fısıldıyordu. Odasına girip yatağa yattığında gözlerini tavana dikti. Düşünmemeye çalıştı. Ama zihni her defasında aynı görüntüye gidiyordu: Taşlarla çevrili eski bir kuyu, sisli bir orman... Ve kuyunun başında gözleri boş bakan, elleri ince parmaklı bir çocuk. Henüz o rüyayı görmemişti. Ama ruh, çoktan yolculuğa başlamıştı.

Uygulamada reklamsız oku