MyStoryBölüm 5 / 44

Bölüm 5 / 44

BÖLÜM 5 – KARANLIKTA AÇILAN KAPI

“Çok geç kaldım,” dedi Daniel. “Hepsi başladı. Geri dönüş yok.” Chris bir şey demek istedi ama sesini çıkaramadı. Boğazında düğümlenmiş kelimeler vardı. Daniel bir adım daha yaklaştı. “O mühür kırıldı. Şimdi bekliyor. Seni.” Bir anda çığlık duyuldu. Daniel değil, başka biri. Çocuk sesi ama boğuk, yankılı. Kuyu sarsıldı. Taşlar çatırdadı. Karanlık Daniel’i yuttu, görüntü silindi. Chris kendini boşluğa düşerken buldu. Düşerken tek bir kelime duydu: “Yeniden açılacak.” Bir anda yatağında doğrularak uyandı. Kalbi delice atıyordu. Alnı terlemiş, t-shirt’ü sırtına yapışmıştı. Soluğu kesikti, elleri titriyordu. Oda karanlıktı ama burası artık güvendeydi. Göğsünü tutarak bir süre öylece oturdu. Rüya gibi değildi. Daha fazlasıydı. Oradaydı. Gerçekti. Sabah olduğunda kahvaltı sofrasında sessizlik hâkimdi. Agatha, Chris’in göz altlarındaki morluğu fark etti. “Uyuyamadın mı?” diye sordu. Chris gözlerini kaçırdı. “Rüya gördüm... Ama sadece rüya gibi değil. Bedenim hâlâ oradaymış gibi.” Sam çatalını bıraktı. “Neredeydi?” “Kuyunun içindeydim,” dedi Chris. “Duvarlarda semboller vardı. Ve Daniel... bana bakmıyordu. Ama konuşuyordu. ‘Mühür kırıldı’ dedi. “Beni değil, seni bekliyor.” Dina oturduğu sandalyeden hafifçe doğruldu. “Mühür mü dedi?” Chris başını salladı. “Ve biri çığlık attı. Kim olduğunu göremedim. Ama sesi Daniel’e ait değildi.” Agatha derin bir nefes aldı. “Bunun adı bağlılık uyanması. Ruh yalnızca sesle değil, görüntüyle de bağ kurmaya başlar. Senin ruhun onun alanına adım attı artık. Artık geri dönüşü yok.” Sam yüzünü ovuşturdu. “Ama bu bir işaret. Lanet hâlâ aktif.” Dina cebinden küçük defterini çıkardı. “Ben gece birkaç şey araştırdım,” dedi. “Sembollerden biri eski bir mühür işaretine benziyor. Ruhların gömüldüğü ama tamamen özgürleşemediği bir geçit sembolü. Özellikle suya yakın yerlerde kullanılırmış.” Agatha deftere eğilip şekle baktı. “Evet. Bu eski bir işaret. Ruh geçişi kapalı kalmazsa, diğer şeyler de geçebilir demek.” Alex o ana kadar sessizdi. “Diğer şeyler derken?” Agatha başını çevirdi. “Kimi zaman sadece ölü ruhlar değil, başka şeyler de geçebilir. Eğer mühür zayıfsa, o kuyu sadece bir mezar değil, bir kapıya dönüşür.” Chris yutkundu. “Ve o kapı açılıyor olabilir.” Sam ayağa kalktı, sinirliydi. “Bize ne zaman somut bir şey göstereceksiniz? Hep his, hep enerji... Ama kardeşimin gerçekten kurtarılması için daha fazlasına ihtiyacımız var.” Agatha gözlerini ona dikti. “Sen delil ararken, o ruhlar hâlâ orada çürümeye devam ediyor. Gerçeklik sadece gördüğün şey değildir, Sam.” Ortama sessizlik çöktü. Sadece dışarıdaki rüzgarın sesi duyuluyordu. Birkaç saniye sonra Chris iç çekti. “O kuyuyu bulmamız gerekiyor.” Agatha başını salladı. “Bu gece değil. Ama yakında. Önce ikinci teması gerçekleştirmemiz lazım. Ruh bağını derinleştirmeden o alana girersek, seni orada tutabilir.” Dina notlarını topladı. “Bugün semboller üzerine çalışacağım. Belki eski defterlerde mühür hakkında daha fazla bilgi bulurum.” Alex mutfağa yönelirken kendi kendine mırıldandı. “Keşke her şeyi taşıyarak çözebilsem…” Agatha hafifçe gülümsedi. “Taşıdıkların, sadece eşyalar değil Alex. Bize güç taşıyorsun, farkında değilsin.” Chris ise hâlâ sessizdi. Aklı hâlâ kuyudaydı. O gözler, o semboller, o yankılanan ses… “Yeniden açılacak.” Bu söz zihninden silinmiyordu. Üç gün sonra sabah güneşi yükselirken evin içindeki hava değişmişti. Artık bekleyiş bitmiş, adım atma zamanı gelmişti. Chris, sabah erkenden kalkmıştı. Yüzünü yıkadığında aynada kendine uzun uzun baktı. Gözlerinin altında hâlâ yorgunluk izleri vardı ama içinde bir netlik hissediyordu. Ne göreceğini bilmeden ama görmesi gerektiğini hissederek hazırlanıyordu. Agatha mutfakta termosları hazırlıyordu. Yan masada bir çanta vardı. İçinde tütsü, sembol taşları, çizilmiş daireler, bir defter, koruyucu ipler… Her şey sessizce ama özenle hazırlanıyordu. O gün ruhlarla değil, hatıralarla karşılaşacaklardı. Sam girişte ayakta bekliyordu. Elinde bir harita tutuyordu. Eski, kat yerlerinden yıpranmış. “Dedemin çiftliği tam burada. Şehirden iki saat uzaklıkta. Ama ormanın sınırı artık ilerlemiş. Yıllar içinde yolu kapanmış olabilir.” Chris haritaya yaklaştı. Kırmızı kalemle çizilmiş bir daire gözüne çarptı. “Bu çizgi nedir?” Sam kaşlarını çattı. “Çocukken dedem bize buradan öteye gitmememiz gerektiğini söylerdi. Bu sınırdan sonra ‘eski toprak’ derdi. Belki sadece bizi korkutmak içindi. Ama şimdi düşünüyorum da... belki gerçekten bir şey biliyordu.” Dina eline bir defter alıp çantasını omzuna astı. “Geri dönüş yolunu unutmamamız lazım. Ormana girersek... zaman algısı değişebilir. Ruh enerjisi sadece hisleri değil, yönleri de karıştırır.” Alex camdan dışarı baktı. “Orman puslu görünüyor. Hava açık ama o tarafta bir gariplik var.” Agatha başını salladı. “Ormanın kendi nefesi vardır. Yaklaştıkça seni içine çeker. Kararlılığın zayıfsa yönünü kaybedersin.” Son hazırlıklar tamamlandı. Araç hazırdı. Chris ön koltukta otururken camdan dışarı bakıyordu. Gökyüzü açık ama derin bir griyle karışıktı. Sanki bulutlar uzaktan değil, çok daha yakından geçiyordu. Araç sarsılarak toprak yola girdiğinde herkesin içinde aynı sessizlik vardı. Hiç kimse yüksek sesle bir şey söylemiyordu ama herkes aynı şeyi düşünüyordu: Artık kaçmak yok. Çiftlik yoluna girdiklerinde etrafı yabani otlar sarmıştı. Eskiden düzenli olan giriş yolu neredeyse tanınmaz hâle gelmişti. Ev hâlâ ayaktaydı ama terk edilmişti. Camlar kırıktı, duvarlar yosun tutmuştu. Kapının önüne geldiklerinde Sam durdu. Gözleri nemlendi. “Daniel son yaz buradaydı,” dedi. “O yazdan sonra buraya kimse adım atmadı.” Agatha elini omzuna koydu. “O zaman onun izi hâlâ buradadır.”

Uygulamada reklamsız oku