Bölüm 3 / 44
BÖLÜM 3 – ZİYARET
Cumartesi sabahı evde farklı bir telaş vardı. Agatha her zamanki gibi erken kalkmış, kahveyi koymuştu. Masanın üzerinde birkaç dosya, not defteri ve kenara dizilmiş tılsımlar duruyordu. Salonun ortasındaki halı bile toplanmış, yere küçük bir masa örtüsü serilmişti. Gözlerindeki ifade, yaklaşmakta olanın sıradan bir ziyaret olmadığını gösteriyordu. Chris, uykulu gözlerle mutfağa geldiğinde etrafındaki hazırlıkları fark etti. “Bu kadar mı ciddileştik?” diye sordu, omzunu kaşıyarak. Agatha göz ucuyla baktı. “Bu işin şakası yok, Chris. Sam ve Dina bugün geliyor. Daniel’in ruhu yalnız kalmamalı.” Chris başını salladı. “Biliyorum... Sadece hâlâ nasıl bir rolüm olduğunu tam anlayamıyorum.” Agatha yaklaşarak elini torununun omzuna koydu. “Sana anlatılanlar değil, hissedeceklerin yön verecek. Unutma, her medyum kitaplardan öğrenmez.” Chris, gözlerini kaçırdı. Hâlâ içinde kıpır kıpır olan o belirsizlik duygusuyla boğuşuyordu. Ne tam anlamıyla hazır hissediyordu, ne de geri durmak istiyordu. Kapı zili çaldığında salondaki herkes bir an durdu. Alex, girişteki kutuları düzenliyordu. Ayağa kalktı ve “Ben açarım,” dedi. Kapı açıldığında Dina’nın enerjik sesi duyuldu. “İşte geldik!” Ardından Sam içeri adım attı. Gözlerinin altı hafif mor, yüzü ciddi ve yorgundu. Agatha hemen yaklaştı, Dina’ya sarıldıktan sonra Sam’e döndü. “Hoş geldiniz. Sam, seni tekrar görmek güzel ama keşke bu sebeple olmasaydı.” Sam başını salladı. “Keşke...” Sesi kısıktı. Salona girerken gözleri etrafa takıldı, masadaki notlara, yere serilmiş malzemelere. Gözleri kısa bir an Chris’ le buluştu. Chris hafifçe başını eğdi. Sam’in gözlerinde bir yabancılık yoktu. Sanki çoktan bir bağ kurulmuş gibiydi. “Chris,” dedi Agatha, “Sam’ le ilk kez tanışıyorsun ama bu işin tam ortasında olacaksın.” Chris hiçbir şey demedi. Sadece başını salladı. O an ne hissettiğini tarif edemezdi ama Sam’in varlığı, içinde bir şeyleri harekete geçirmişti. Dina o sırada çantasından birkaç nesne çıkardı: koruyucu taşlar, küçük bir tütsü kabı, not defterleri... “Alex?” diye seslendi Agatha. “Malzemeleri salondaki küçük masaya alabilir misin?” Alex başını salladı. “Tabii ki.” Kutuları dikkatlice taşıdı, her şeyi tek tek yerleştirdi. Bu tarz işlere çok hâkim değildi ama Agatha’ya saygısından ses etmeden yardımcı oluyordu. Taşları dizerken bir an durdu. “Size pek yardımcı olamıyorum gibi hissediyorum bazen.” Agatha ona döndü. “Sen bizim dengemizsin, Alex. Bu kadar karmaşanın ortasında, ayakta tutan bir güç lazım. Ve o sensin.” Alex başını eğdi ama içten içe rahatlamıştı. Hiç kimseye bir şey kanıtlaması gerekmiyordu. Sam bir süre sessizce bekledikten sonra konuştu. “Anlatmaya nereden başlayacağımı bilmiyorum. Ama siz artık bir kısmını biliyorsunuz. Kardeşim... Daniel, bir kuyuya indi. Sonrası... sadece karanlık.” Agatha, karşısındaki koltuğa oturdu. “Yavaş yavaş anlat. Ne hatırlıyorsan. Ne hissediyorsan. Biz buradayız.” Sam gözlerini kaçırmadan konuşmaya başladı. “İlk zamanlar sessizdi. Kimse bir şey anlamadı. Ama geceleri uykusunda bir sesle konuşurdu. Kiminle konuştuğunu bilmiyoruz. Hatta... belki kimseyle değildi. Belki sadece bir yankıydı. Belki bir varlıktı. Ama kesin olan bir şey var; Daniel kuyudan çıktıktan sonra artık bizimle değildi.” O an sessizlik çöktü. Kimse bir şey demedi. Chris, Sam’in her kelimesini dikkatle dinliyordu. Göğsünde bir baskı hissediyordu ama anlam veremiyordu. Bu sadece bir merak değildi. Sanki Daniel’in sesi, çok uzaktan ona da dokunuyordu. “Ben sesleri duymuyorum,” dedi Chris birden, “Ama kalbim... garip atıyor. İçimde biri yürüyormuş gibi.” Sam başını ona çevirdi. Uzun uzun baktı. “Sana ulaşmaya çalışıyor olabilir.” O an odada bir sessizlik daha oldu. Dışarıda hafif bir rüzgar başladı. Pencerenin tül perdesi yavaşça kıpırdadı. Agatha, eliyle not defterini açtı. “Enerji çoktan hareket etmeye başladı. Henüz başlamadan önce bizi fark etti.” Chris, derin bir nefes aldı. “Ben hazırım.” Agatha gözlerini kapatıp başını salladı. “Henüz değil. Ama yakındasın.” Günün geri kalanında hazırlıklar sürdü. Alex küçük sandalyeleri ve tütsü tablasını düzenledi, Dina taşları yerleştirdi. Agatha, eski defterlerinden birkaç önemli cümleyi kopyalayıp küçük kâğıtlara yazdı. Chris ise sessizdi. Sadece izliyordu. Ama her saniye içindeki duygu yoğunlaşıyor, derinleşiyordu. Gün bittiğinde herkes kendi köşesine çekildi. O gece seans yapılmayacaktı. Ruhlar gibi insanlar da önce tanışmalı, sonra konuşmalıydı. Ama Chris, o gece ilk defa başka birine ait bir düşüncenin zihnine sızdığını fark etti. Uykuya dalmadan hemen önce tek bir kelime yankılandı zihninde: “Aşağıdasın.” Akşam çöktüğünde evin içindeki hava tamamıyla değişmişti. Gün boyu süren hazırlıklar salonda alışılmadık bir düzen yaratmıştı. Halı toplanmış, yerine yere serili sade ama eski işlemeli bir örtü serilmişti. Mumlar köşelere yerleştirilmişti, tütsü yavaşça tütüyordu. Loş ışıkta kitapların gölgeleri bile daha karanlık görünüyordu. Chris pencerenin önünde, sessizce etrafı izliyordu. Elinde küçük bir kristal taşı vardı, Agatha’nın sabah eline tutuşturduğu o yuvarlak, pürüzsüz taş. Elini sıkıca kavramıştı, içinden geçenleri susturmak ister gibi. Agatha sessizce odayı izliyor, herkesin yerleşmesini bekliyordu. Masada birkaç defter, eski sembollerle işaretlenmiş sayfalar ve dikkatlice katlanmış bir parşömen vardı. Tüm bu düzenin ortasında duran kişi, ne kadar alışmış görünse de bugün biraz daha temkinliydi. Bu sadece bir seans olmayacaktı. Bu bir hesaplaşmanın başlangıcıydı.