MyStoryBölüm 3 / 65

Bölüm 3 / 65

Kusursuz Piyon

"Clara Hayes."

Gerçek ismim onun dudaklarından o karanlık, pürüzsüz tonla döküldüğünde, kış bahçesinin dondurucu soğuğu kemiklerime kadar işledi. Maskem çatlamış, sığındığım o görünmezlik zırhı saniyeler içinde paramparça olmuştu.

Geri çekilmek istedim ama sırtım çoktan buza kesmiş cam duvara yaslanmıştı. Omuzlarımı dikleştirmeye, bacaklarımın titremesini durdurmaya çalışarak ellerimi iki yanıma sabitledim. Parmak uçlarım, hemen yanımdaki büyük, el yapımı seramik saksının pürüzlü, sırsız yüzeyine tutundu. Kilden yapılmış o soğuk doku, zihnimin dönmesini engelleyen, beni şu anki gerçekliğe bağlayan tek şeydi.

Göğsü göğsüme değecek kadar yakındı. Gözlerinde ne bir şaşkınlık ne de aldatılmış bir adamın öfkesi vardı; orada sadece, avını kendi kurduğu kurnaz bir tuzağa düşürmüş bir yırtıcının karanlık tatmini parlıyordu.

"Beni polise teslim etmeyeceksin," dedim, sesimin titrememesi için adeta kendimle savaşıyordum. "Eğer niyetin bu olsaydı, kimliğimi öğrendiğin ilk gün o kapıdan içeri üniformalı adamlar girerdi."

Dudaklarının kenarı hafifçe, tehlikeli bir şekilde kıvrıldı. Baş parmağı çenemden dudak altıma doğru yavaşça kayarken, nefesim boğazımda asılı kaldı. Dokunuşu canımı yakmıyordu ama zihnimdeki bütün alarmları susturacak kadar uyuşturucuydu.

"Çok zekisin. Tıpkı ablan gibi."

Emma'nın adını bu kadar rahat, bu kadar sahipleyici bir tonda anması, içimdeki korkuyu bir anlığına saf bir öfkeye çevirdi. Düşünmeden ellerimi geniş göğsüne koyup onu bütün gücümle itmeye çalıştım ama bir granit kütlesini yerinden oynatmaktan farksızdı. Milim kıpırdamadı. Aksine, üzerime doğru biraz daha abanarak beni camla kendi bedeni arasına tamamen hapsetti.

"Ona ne yaptın?" diye fısıldadım, gözlerim dolmuştu ama ona ağlama tatminini vermeyecektim. "O nerede?"

"Ben bir şey yapmadım," dedi sertleşen bir ses tonuyla. Yüzündeki o alaycı ifade tamamen silinmiş, yerini o acımasız milyarderin maskesi almıştı. "Ama burnunu sokmaması gereken çok derin bir mezarı deşti. Tarnawatka'daki o küçük sınır sevkiyatı meselesi... Victoria'nın saygıdeğer ailesinin yürüttüğü kirli ağ."

Şaşkınlıkla dudaklarım aralandı. Sterling ve Kensington ailelerinin kusursuz nişanı... Sosyetenin yere göğe sığdıramadığı o ihtişamlı birliktelik sadece bir vitrin miydi?

"Fotoğrafı bilerek o defterin arasına koydun," diye mırıldandım, idrakın ağırlığıyla ezilerek. "Beni deniyordun. Gecenin bu yarısı buraya geleceğimi başından beri biliyordun."

"Sınırlarımı ne kadar zorlayabileceğini görmek istedim." Yüzünü yüzüme biraz daha yaklaştırdı. Konyak, gece ve karanlık sırların kokusu zihnimi esir alıyordu. "Ve itiraf etmeliyim ki, o kusursuz itaatkar hizmetçi rolünle beklentilerimi aştın. Ama artık oyun bitti. Bu saatten sonra kuralları sadece ben koyarım."

Yutkundum. "Benden ne istiyorsun?"

"Emma'yı canlı bulmak istiyorsan, bu evde gölgelerde saklanan basit bir çalışan olmaktan çıkacaksın." Parmakları dudaklarımdan çekilip saçlarımın arasına karıştı ve ensemi sıkıca, sahiplenici bir baskıyla kavradı. "Yarından itibaren benim kişisel asistanım olarak her an yanımda, gözümün önünde olacaksın. Victoria'nın ailesinin içine sızmam için benim kusursuz piyonum olacaksın."

Gözlerimin en içine bakarak, o karanlık, geri dönüşü olmayan emri verdi. "Ama bu anlaşmayı kabul edersen, ruhun da, bedenin de, sadakatin de sadece bana ait olacak. Arkanı kollayacağım, ama karşılığında sen de bana koşulsuz itaat edeceksin. Anladın mı?"

İtiraz etmek, ona asla boyun eğmeyeceğimi haykırmak için dudaklarımı araladım. Ancak o, dudaklarını dudaklarıma milimler kala durdurduğunda bütün kelimelerim eriyip yok oldu. Nefesi tenimi yakıyordu; aramızdaki elektrik şoku odadaki oksijeni tüketmişti.

"Şimdi," diye fısıldadı, sesi kış bahçesinin duvarlarında yankılanan karanlık bir yemin gibiydi. Gözleri yavaşça boynumdan aşağıya, üzerimdeki siyah üniformanın yakasına kaydı. "Bana sadakatini kanıtla, Clara. O çok sevdiğin üniformanın düğmelerini kendi ellerinle açmaya başla."

Uygulamada reklamsız oku