
NEFES NEFESE
Mafya Romance
Namlusunu şakağıma dayayan bu acımasız adam, ailemi korumak için ruhumu satacağım tek iblisti.
Balat'taki seramik atölyesinde kendi halinde bir hayat süren Asya, restore ettiği antika bir küpün astarına gizlenmiş şifreli bir defter bulduğunda İstanbul yeraltı dünyasının en tehlikeli sırrına dokunduğunu bilmiyordu. Bu hata, onu acımasız mafya lideri Burak'ın doğrudan hedefine oturtur. Asya, kız kardeşi Güneş'i güvende tutmak için hayatının en büyük kumarını oynayıp defteri yakar ve tüm bilgileri zihnine kazır. Merhametsiz bir suç lordu ile kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan bir kadının bu tehlikeli satrancı, çok geçmeden ölümcül ve yasak bir tutkuya dönüşecektir.
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 45 bölüm
1. Bölüm
Fırındaki Küller
Balat'taki atölyenin devasa pencerelerini döven yağmur, içerideki ağır ve boğucu sessizliği kırmaya yetmiyordu. Ellerimdeki kurumuş kil kalıntılarını umursamadan deri çantamın fermuarını sertçe çektim. İçinde sadece sahte pasaportum, bir miktar nakit ve Güneş'in uçak bileti vardı. Onu bu gece Tomaszów Lubelski'deki o sakin kasabaya, güvende olacağı tek yere gönderecektim.
Zamanım tükeniyordu.
Ağır demir kapının kilidi, tok bir metal sesiyle parçalandığında nefesim boğazımda düğümlendi. Menteşelerden kopan demirin tiz çığlığı, göğüs kafesime inen balyoz gibiydi. Kapı yavaşça aralandı.
İçeriye önce ıslak asfalt ve sert bir tütün kokusu doldu. Ardından o girdi.
Burak.
Üzerindeki siyah kaşmir palto yağmurdan ağırlaşmıştı. Yüzünde hiçbir duygu kırıntısı yoktu; sanki bir insanı değil, buzdan yontulmuş kusursuz ve ölümcül bir heykeli andırıyordu. Gece karası gözleri saniyeler içinde atölyeyi taradı, çamur lekeli seramik çarkını, masadaki aletleri ve en son... doğrudan bana kilitlendi.
Sağ elinde mat siyah, susturucu takılmış bir silah tutuyordu. Namlusu yere dönüktü ama bu rahat duruşun bir illüzyon olduğunu bilecek kadar onun namını duymuştum. O eli kaldırıp tetiği çekmesi saliseler sürerdi.
Aramızdaki mesafeyi ağır, ölçülü adımlarla kapattı. Çizmelerinin ıslak zeminde çıkardığı tok sesler, zihnimde yankılanan bir idam mangasının ayak sesleri gibiydi.
"Zarif bir sanat," dedi. Sesi fırtınanın ortasında bile pürüzsüz, derin ve ürpertici derecede sakindi. "Kırılmış şeyleri bir araya getirmek... Büyük bir sabır ister."
Geriye doğru bir adım attım, sırtım tuğla duvara sertçe çarpana kadar durmadım. Çenem istemsizce kasılıyordu. "Burada aradığın hiçbir şey yok."
Dudaklarının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Bu bir gülümseme değildi; köşeye sıkıştırdığı avının çaresizliğini izleyen bir yırtıcının tatmin ifadesiydi. Silahı tuttuğu elini yavaşça kaldırdı. Namlunun buz gibi soğuk çeliği önce çeneme dokundu, ardından usulca şakağıma kaydı. Metale sinmiş barut kokusu genzimi yakıyordu.
"Selçuklu dönemine ait, paha biçilemez o küp," diye fısıldadı, yüzünü yüzüme doğru eğerken. Nefesi tenimi yalayıp geçiyordu. "Ve o küpün astarına gizlenmiş, bana ait olan hesap defteri. İkisini de istiyorum, Asya."
Adımı ondan duymak, midemde paslı bir bıçağın dönmesine neden oldu. Gözlerimi o karanlık, dipsiz kuyulara diktim. Korkumu ona bir zafer madalyası gibi sunmaya niyetim yoktu.
Göz ucuyla, hala bin derece sıcaklıkta yanan seramik fırınına baktım.
Burak'ın bakışları benimkileri takip etti. Fırının dijital göstergesindeki kırmızı rakamı ve hemen yanındaki masada duran boş, paramparça olmuş küp kalıntılarını gördüğünde, o kusursuz maskesi ilk kez hafifçe çatırdadı.
"Orijinalini çoktan yaktım," dedim, sesimin titrememesi için kelimeleri dişlerimin arasından zorla çıkararak. "O defterin küllerini bile bulamazsın."
Silahın namlusunu şakağıma daha sert bastırdı. Gözlerindeki karanlık şimdi saf, kontrolsüz bir öfkeyle harlanmıştı.
"O zaman bana seni şu an öldürmemem için çok iyi bir neden ver," diye tısladı.
Derin bir nefes aldım. Hayatımın en büyük kumarı başlıyordu. "Çünkü o defterdeki tüm sevkiyat rotaları, kara para hesapları ve en önemlisi... organizasyonunun içindeki köstebeğin kimliği. Hepsi sadece benim zihnimde."
Burak'ın parmağı tetikte asılı kaldı. Sessizlik, atölyenin içindeki tüm havayı vakumlayarak bizi o daracık alana hapsetti.
"Eğer buradan canlı çıkmazsam," diye fısıldadım, namluya doğru bir milim daha yaklaşarak. Çekinmiyordum. "İmparatorluğun benimle birlikte yerle bir olur."
Gözlerini kıstı. Silahı indirmedi, aksine boşta kalan eliyle ensemden kavrayıp beni kendine doğru sertçe çekti. Bedenlerimiz çarpıştığında, kaslı göğsünün altındaki kalbinin benimki kadar yavaş, tehlikeli ve güçlü attığını hissettim. Aramızdaki bu ani yakınlık, nefesimi kesen tuhaf, ateşli bir gerilim yarattı.
Bana doğru eğildi, dudakları kulağıma sadece milimetreler kala durdu. "Cesaretine hayran kaldım," diye fısıldadı boğuk bir sesle. "Ama bir hesabı yanlış yaptın, Asya."
Boşta kalan eliyle ceketinin iç cebinden bir telefon çıkardı. Ekranı bana doğru çevirdiğinde kanımın damarlarımda donduğunu hissettim.
Ekranda, Tomaszów Lubelski'deki evin sokağını gösteren canlı bir kamera kaydı vardı ve siyah, camları filmli bir araç tam da Güneş'in kaldığı apartmanın önünde park halindeydi.
"Zihnini söküp almak için seni öldürmeme gerek yok," dedi Burak, dudakları boynuma tehlikeli bir şekilde sürterken. "Sadece Güneş'in ışığını söndürmem yeterli."
O an, kendi kazdığım mezarın tam kenarında durduğumu anladım.







