
O Gece Gelmedin
Romantik Dram
Bir gece, on dört cevapsız arama…
Bir hastane koridorunda tek başına bekleyen bir kadın ve başka bir kadının evinde sabahlayan bir adam. Nehir, en çok ihtiyaç duyduğu gece kocasına ulaşamamıştı. Emir ise o gecenin ardından yalnızca bir ihanet değil, yıllarca saklayacağı bir yalanın da içine düşmüştü. Sekiz ay sonra gerçek ortaya çıktığında, yedi yıllık bir evlilik, kırık bir fincan ve söylenememiş binlerce kelime arasında kalacaklardı. Peki, bazı özürler gerçekten affedilmek için yeterli miydi? Çünkü bazı geceler hiç bitmez…
İlk 5 bölüm web'de ücretsiz · toplam 40 bölüm
1. Bölüm
Bölüm 1: Yıldönümü
Fırın sabaha karşı dörtte susmuştu ama Nehir kapağı ancak öğleye doğru açabildi. Bin iki yüz derecede on bir saat pişen bir şeyin aceleye gelmediğini annesinden öğrenmişti; annesi bunu seramik için söylememişti gerçi, reçel için söylemişti, ama Nehir cümleyi alıp kendi işine taşımıştı, insanın annesinden kalan cümlelerle yaptığı gibi. Kapağı araladığında atölyeye o tanıdık kuru, mineral sıcaklık yayıldı. Raflarda sipariş tabakları, bir otelin kahvaltı salonu için hazırladığı yirmi dört kâse ve en arkada, kimsenin siparişi olmayan iki fincan duruyordu.
Fincanları eldivenle tek tek indirdi. Biri kusursuz çıkmıştı: koyu lacivert sır, ağza doğru açılıp kemik rengine dönüyordu, tam istediği gibi. Ötekini ışığa tuttuğunda kulpun gövdeye bağlandığı yerde saç teli inceliğinde bir çizgi gördü. Parmağını üstünde gezdirdi, hissedilmiyordu. Gözle görülüyordu ama elle bulunmuyordu. Bir süre öylece tuttu fincanı, sonra ikisini de yan yana tezgâha bıraktı.
Yedi yıl. Bugün yedi yıl olmuştu.
Alsancak'ın arka sokaklarındaki dükkânı dört yıl önce kiralamışlardı; Emir o zaman duvarları kendi elleriyle boyamış, tavandaki rutubet lekesine bakıp “Bunu kapatırız ama geri gelir, binanın huyu bu,” demişti. Leke her kış geri gelmişti. Nehir artık ona alışmıştı, hatta bazı sabahlar ilk iş tavana bakıp lekenin ne kadar büyüdüğünü kontrol ediyordu, sanki evdeki bir bitkinin büyümesini izler gibi.
Telefonuna baktı. Saat on iki buçuktu, Emir'den bir şey yoktu. Sabah evden çıkarken öpüşmüşlerdi, alnına değil dudağına, bu bile son aylarda hesaba katılacak bir şeydi. “Akşam erken gelirim,” demişti Emir. “Sekiz gibi. Bir şey yapma, dışarı çıkarız istersen.”
“Ben yaparım,” demişti Nehir. “Evde olsun.”
Neden evde olsun istediğini o an kendisi de tam bilmiyordu. Belki dışarıda, bir restoranın kalabalığında, yan masadaki çiftin sesine karışarak konuşmamanın daha kolay olacağını sezmişti. Evde susmak zordu. Evde sessizlik bir yere çarpıp geri dönüyordu.
Öğleden sonrayı otelin kâselerini paketleyerek geçirdi. Çıraklık yapan üniversiteli kız, Damla, üçte geldi, kulaklıklarının birini takıp ötekini boynuna salladı ve gazeteleri buruşturmaya koyuldu.
“Abla bunlar Çeşme'ye mi gidiyor?”
“Alaçatı.”
“Fark ne ki?”
“Fiyat,” dedi Nehir, Damla da güldü.
Beşe doğru Damla'yı gönderdi, tezgâhı sildi, fincanları kâğıda sarıp çantasına koydu. Kapıyı kilitlerken babası aradı.
“Nehir'im.”
“Baba. Nasılsın?”
“İyiyim, iyiyim. Sen nerdesin? Okuldan çıktın mı?”
Anahtar kilidin içinde yarım tur dönmüş kaldı. Nehir anahtarı bırakmadan bekledi. Hattın öbür ucunda televizyonun sesi geliyordu, bir yarışma programı, birinin alkışlandığını duydu.
“Baba, ben atölyedeyim,” dedi yavaşça. “Okul yok artık, biliyorsun.”
Kısa bir sessizlik oldu. Sonra Halil Hoca'nın sesi değişti, öğretmen sesi geldi, kırk yıl tahtanın önünde durmuş bir adamın sesi.
“Biliyorum tabii. Dilimin sürçmesi. Seni eskiden okul çıkışı arardım ya, ağız alışkanlığı. Atölye işte, evet.” Bir nefes aldı. “Akşam ne yapıyorsunuz? Bugün bir şey vardı sanki, aklımda bir şey var ama.”
“Yıldönümümüz baba.”
“Haa! İşte o. Yedi mi?”
“Yedi.”
“Maşallah. Emir'e selam söyle. Annen olsa şimdi size bir şey pişirip yollardı.” Bir an durdu. “Ben bir şey pişiremem. Ama selam söylerim.”
Nehir güldü, gülmesine şaşırarak. “Söylerim. İlaçlarını içtin mi?”
“İçtim.”
“Hangisini?”
“Hepsini, kızım, sorgu memuru musun?”
Kapattıktan sonra anahtarı son yarım tur da çevirdi. Babasının unutkanlığı son bir yılda sinsi bir misafir gibi eve yerleşmişti; ne zaman geldiği belli değildi, ama bir bakmışsın mutfakta oturuyor. Doktor “yaşa bağlı” demişti, “şimdilik.” Nehir o “şimdilik” kelimesini kâğıt kesiği gibi taşıyordu üstünde.
*
Bostanlı'daki ev körfeze bakmıyordu, körfeze bakan binanın arkasındaki binadaydı. Mutfak penceresinden önlerindeki apartmanın iki dairesi arasındaki boşluktan denizin bir dilimi görünüyordu; ince, uzun, gün batarken bakır rengine dönen bir dilim. Taşındıkları ilk hafta Emir o dilimi göstermiş, “Bak, deniz manzaralı ev aldık,” demişti, gülerek. “Kenarından ama. Ödemesi de kenarından.”
Nehir eve altıyı on geçe girdi. Pazardan aldığı levrekleri temizletmişti, yine de bir kere daha yıkadı. Fırını yaktı. Patatesleri ince ince doğradı, kekiği avucunda ezdi, kokusu ellerine sindi. Masayı salonda değil mutfakta kurdu, çünkü salondaki masa misafir masasıydı ve ikisi o masada en son Emir'in annesinin doğum gününde oturmuşlardı, Füsun Hanım'ın kızların hangisinin “daha toparlak” olduğunu sorduğu o akşamda.
Yedi buçukta duş aldı. Saçlarını kurutup topladı, sonra açtı, sonra yine topladı. Aynada kendine bakarken yüzünde bir yorgunluk gördü, gözlerinin altında değil, ağzının kenarında, gülümsemek için kullandığı kasların bir yerinde. Ruj sürdü. Sildi. Daha açık bir tonunu sürdü.
Sekizi beş geçe telefonu titredi.
Toplantı uzadı canım, Tarık'la belediyedekiler bırakmıyor. Bir saate oradayım en geç. Özür dilerim.
Nehir mesajı okudu, cevabı yazdı, sildi. Sonra yalnızca Tamam yazdı ve gönderdi. Fırını kıstı. Levrekleri tepsiden almadı.
Dokuzda kalkıp camın önünde durdu. Denizin dilimi kararmıştı, karşı binada bir pencerede mavi televizyon ışığı titriyordu. Birinin balkonunda bir adam sigara içiyor, dumanı ağır ağır yukarı çıkıyordu. Nehir adamın yüzünü göremiyordu, sadece sigaranın ucunu, her nefeste parlayıp sönen o turuncu noktayı. Bir an kendini o adamın yerine koydu: balkonda, karanlıkta, kimse tarafından beklenmeden. Bu düşünce ona hafiflik gibi geldi ve bundan utandı.
Komodinin çekmecesini açmak için yatak odasına gitti. Neden gittiğini düşünmedi. Ayaklarının alışkanlığıyla gitti, çekmeceyi açtı, içindeki kitabı aldı. Sait Faik'in hikâyeleriydi, babasının kütüphanesinden yıllar önce aşırdığı, sayfalarının arasında Halil Hoca'nın kurşunkalemle aldığı notlar olan bir kitap. Kitabın arka kapağıyla son sayfası arasında beyaz bir zarf duruyordu. Zarfın köşesinde hastanenin logosu, mavi bir haç ve altında küçük harflerle bir isim.
Zarfı açmadı. Hiç açmamıştı zaten, sekiz aydır. İçindekini biliyordu. Sadece orada olduğunu kontrol etti, parmağının ucuyla kenarına dokundu, kâğıdın sertliğini hissetti. Sonra kitabı kapadı, çekmeceye koydu, çekmeceyi kapadı.
Onu Emir'e söylemediği için kendini zaman zaman suçlu, zaman zaman haklı buluyordu; hangisini hissettiği güne göre değişiyordu. Bugün hiçbirini hissetmek istemiyordu. Bugün yıldönümüydü.
*
Emir onu yirmi geçe geldi. Kapıyı açarken anahtarını iki kere düşürdüğünü Nehir mutfaktan duydu; anahtarın metal sesi, Emir'in alçak sesle ettiği küfür. İçeri girdiğinde elinde bir demet lale vardı, plastiğe sarılı, plastiğin üstünde bir benzin istasyonunun marketinin etiketi.
“Biliyorum,” dedi Emir, Nehir'in bakışını yakalayarak. “Biliyorum, çiçekçi kapanmıştı. Kızma.”
“Kızmadım.”
“Kızdın. Burnunun ucu kızarıyor kızınca.” Laleleri uzattı. “Ama bak, beyaz. Sen beyaz seversin.”
Nehir laleleri aldı. Beyazdı gerçekten, saplarının bir kısmı eğilmişti ama beyazdı. Emir eğilip yanağını öptü; nefesinde nane şekeri ve altında belli belirsiz başka bir şey vardı, Nehir adını koyamadı, belki sadece bütün günün yorgunluğu. Ceketini sandalyeye attı, kravatını gevşetti, mutfağın kapısına yaslanıp masaya baktı.
“Mutfakta kurmuşsun.”
“Salonda soğuk oluyor.”
“İyi yapmışsın.” Bir an durdu. “Güzel olmuş.”
Telefonunu çıkarıp tezgâhın üstüne koydu, ekranı aşağı bakacak şekilde. Bu küçük hareketi Nehir'in fark etmesi için bir sebep yoktu, Emir telefonunu hep öyle koyardı, ama Nehir fark etti ve fark ettiğini fark etti.
Levrekler kurumuştu. Emir yine de “Harika olmuş,” dedi, ilk lokmadan sonra. İkinci lokmadan sonra şirketten anlatmaya başladı: belediyenin imar müdürlüğündeki yeni adam, Tarık'ın bu adamla “dil bulma” konusundaki ısrarı, Karşıyaka'daki projenin ruhsatının bir türlü çıkmaması, bankanın aradığı. Konuşurken çatalını havada tutuyor, bazen bir patates parçasını tabağın kenarına itip sonra geri çekiyordu.
“Babam olsa,” dedi bir ara, “şimdiye çoktan halletmişti bunu. Adam masaya oturur, çay söyler, iki kelime eder, iş biter. Ben oturuyorum, rakam konuşuyorum, adam yüzüme bakıyor.”
“Sen baban değilsin.”
“Biliyorum. Sorun da o zaten.” Güldü ama gülüşü yarıda kaldı.
Nehir şarap doldurdu. Emir bardağını kaldırdı, bir an ne diyeceğini bilemiyormuş gibi durdu.
“Yedi yıla,” dedi sonra.
“Yedi yıla.”
Bardaklar birbirine değdi. Ses ince ve kısa çıktı.
Yemekten sonra Nehir çantasından kâğıda sarılı paketi çıkardı. “Senin için,” dedi. Emir şaşırmış göründü, sonra mahcup.
“Ben bir şey almadım. Yani çiçek dışında. Hafta sonu düşünmüştüm, bir yere gideriz diye, ama...”
“Önemli değil. Aç.”
Emir kâğıdı dikkatle açtı, büyük ellerinin beceriksiz bir özeniyle. Fincanlar çıktı. Birini ışığa tuttu, sonra ötekini.
“Bunlar sen mi?”
“Ben.”
“Çok güzel.” Lacivertten kemik rengine geçen kenarı başparmağıyla okşadı. “Bu renk nasıl oldu böyle?”
“Sır kalınlığıyla. Ağza doğru inceltiyorsun, alttaki kil görünmeye başlıyor.”
Emir başını salladı. Nehir onun bunu gerçekten dinlediğini hissetti, bir saniyeliğine, ve o bir saniye karnında küçük, sıcak bir şey kıpırdattı. Sonra Emir ikinci fincanı çevirdi, kulpun dibindeki çizgiye baktı.
“Bu çatlak mı?”
“Fırında oldu. Kılcal. Su kaçırmaz.”
“Emin misin?”
“Eminim.”
Emir fincanı bıraktı. “O zaman bu benimki olsun,” dedi. “Kusurlu olan.” Gülümsedi, bunu tatlı bir şey söylemiş gibi söyledi, Nehir de gülümsedi ama içinde bir şey hafifçe yer değiştirdi, bir rafın üstündeki eşyanın kaydığını gören biri gibi.
Tezgâhın üstünde telefon titredi. Ekranı aşağı dönük olduğu için ışığı tezgâhın mermerine vurdu, mermerin altından yayılan soluk bir ışık gibi. Emir bakmadı. Telefon bir kere daha titredi.
“Bakmayacak mısın?”
“Tarık'tır. Yarın konuşuruz.”
Nehir masayı toplamaya kalktı. Tabakları lavaboya götürürken tezgâhın yanından geçti. Telefon üçüncü kez titredi ve bu sefer, belki Emir'in koyuşunda bir eğrilik vardı, belki titreşim cihazı kaydırmıştı, ekranın kenarı mermerden hafifçe kalkmış, ışık yandan sızıyordu. Nehir bakmak istemedi. Bakmamak için gözünü lavaboya dikti. Ama insanın gözü bir ışığa, karanlıkta yanan bir noktaya, bir balkonun ucundaki sigaraya gider.
Ekranın görünen köşesinde yalnızca bir harf vardı. S. Ve altında, bildirimin önizlemesinde yarım kalmış bir cümle: Eve vardın mı, bir şey
Nehir tabakları lavaboya bıraktı. Suyu açtı. Sıcak suyun altına ellerini tuttu, ellerini yakana kadar tuttu.
S. diye birini tanımıyordu. Tarık değildi. Şirkette Serkan diye bir muhasebeci vardı, yaşlı, kel, çocuk fotoğraflarını herkese gösteren bir adam. Serkan Bey'in Emir'e gece yarısı eve vardın mı diye yazması mümkündü. Mümkündü. Belki Emir onun numarasını öyle kaydetmişti. Belki yarın sabahki bir toplantı için soruyordu, eve vardın mı, bir şey soracağım diye. Cümlenin devamı her şey olabilirdi. Bir şey unuttun, bir şey sormak istiyorum, bir şey söylemem lazım.
Arkasında Emir'in sandalyesinin gıcırdadığını duydu. Emir kalkmış, telefonu almış, ekranına bakmış, cebine koymuştu. Bunların hepsini Nehir sırtıyla duydu.
“Ben bulaşığı yaparım,” dedi Emir, arkasına gelip belinden sararak. “Sen otur.”
“Ben yaparım.”
“Nehir.”
“Ben yaparım, Emir. Sen yorgunsun.”
Emir bir an durdu, çenesini onun omzuna koydu. Ağırlığı tanıdıktı. Yedi yıllık bir ağırlık, bir çenenin bir omza tam oturduğu o yer. Sonra Emir geri çekildi.
“Duşa giriyorum o zaman.”
Banyo kapısı kapanınca Nehir suyu kapadı. Mutfakta durdu. Masada iki fincan kalmıştı, biri kusursuz, biri kılcal çatlaklı. Emir ikisini de bırakmıştı, kâğıtlarının içinde, yarı açık.
*
Yatakta Emir hemen uyudu. Uyumadan önce Nehir'in saçlarını okşamıştı, iki kere, sonra eli yavaşlamış, ağırlaşmış ve Nehir'in başının üstünde kalmıştı. Nehir eli kaldırıp yastığa bıraktı.
Karanlıkta tavana baktı. Bu tavanda leke yoktu, ama Nehir yine de bakıyordu, bir lekenin çıkacağı yeri bekler gibi.
Sekiz ay. Temmuzdan beri. Temmuzdan beri bir şeyler eskisi gibi değildi ve Nehir bunu kendine hep kendi hikâyesiyle açıklamıştı: Ben uzaklaştım. Ben söylemedim. Ben o geceyi hastanenin acil koridorunda, plastik bir sandalyede, bir hemşirenin uzattığı karton bardaktaki suyu içmeden tutarak geçirdim ve sabah eve geldiğimde sana hiçbir şey anlatmadım, çünkü sen telefonu açmamıştın, çünkü on dört kere aramıştım. Ben anlatmadım. Ben sustum. Uzaklaşan bendim.
Bu hikâyeyi o kadar çok kez anlatmıştı ki kendine, artık bir çeşit duaya dönmüştü. Ama bu gece duanın kenarında başka bir ses vardı, ince, ısrarlı, bir böcek vızıltısı gibi: Ya uzaklaşan yalnızca ben değilsem.
Emir uykusunda döndü. Bir şey mırıldandı, anlaşılmayan bir şey. Nehir nefesini tuttu, dinledi. Emir bir daha bir şey demedi.
Kalktı. Mutfağa gitti, ışığı yakmadan. Denizin dilimi tamamen kararmıştı. Karşıdaki balkonda sigara içen adam gitmişti. Tezgâhın üstünde fincanlar duruyordu. Nehir çatlaklı olanı aldı, ay ışığı kadar bile olmayan sokak ışığına tuttu. Çizgi orada değildi sanki. Sonra fincanı çevirdi ve çizgi yine oradaydı, kulpun dibinde, ince, sabırlı.
Su kaçırmaz, demişti. Emindi. Kılcal çatlaklar çoğu zaman su kaçırmazdı. Ama bir fincanın sıcak çaya, sonra soğuk suya, sonra tekrar sıcağa kaç kere dayanacağını kimse bilemezdi. Bazıları yıllarca dayanırdı. Bazıları bir sabah, hiçbir sebep yokken, insanın elinde ikiye ayrılırdı.
Fincanı yerine koydu. Yatak odasına döndü. Emir'in telefonu komodinin üstünde, şarj kablosuna takılı, ekranı aşağı dönüktü.
Nehir yatağa girdi. Telefona dokunmadı.
O gece hiç uyumadı ama sabah, Emir alarm çaldığında gözlerini açıp “Günaydın,” dediğinde, Nehir de ona uykudan yeni uyanmış birinin sesiyle günaydın dedi.
Bölümler
Bunları da seveceksin

Bana İhanet Ettiğin O Gece
Romantik Dram

Kara Yazgının Kızı
Romantik Dram

18+ BOKSÖRÜN KIZIL ATEŞİ
Romantik Dram

18+ Kaderin Düğümü (Töre Ve Aşk 1) TAMAMLANDI
Romantik Dram

18+ Patronumla Yasak Aşk (Avukatın Şehveti) - Tamamlandı
Romantik Dram

21+ Ağa'nın Miras Eşi ( Tamamlandı)
Romantik Dram

21+ Ağanın Gül Güzeli 🔥 (Tamamlandı)
Romantik Dram

21+ İskoçun Ateşli Ganimeti (Zoraki Evlilik- Tamamlandı)
Romantik Dram